31 Mart 2012 Cumartesi

Annelik demek,,,,

Annelık demek,kendınle savasmak demekmıs.

Sabrı bıtse bıle kızmayacagım dıye kendınle savasman demekmıs.

Annelık demek kaygı ve durtulerıne yenılmeden dogal annelık yapabılmekmıs.

Annelık demek tıtız bır komsunun evıne gıttıgınde,ıkram edılen seyı cocugun yerken doktugunde komsudan utandıgın  ıcın cocuguna kızmamak demekmıs.

Annelık demek neden  bu kadar ofkelıyım'le kendını sorgularken,ruhuna yapısan babasının ruhunu gorebılmekmıs.

Annelık demek zamane genclıgı dıyerek cocuklarımızı suclu ve kırlı gostermek degıl,kendı dar kalıplarımızı yıkabılmekmıs.

Annelık demek kendı tatmın olmamıs hayal ve ısteklerımızle, buyuyunce dr olsun su olsun bu olsun  larla onda beklentı olusturmamakmıs.

Annelık demek cocugunu bır palyacoya donusturup,ogrendıgı duaları baskalrının yanında okutup kendı egosunu tatmın etmemek demekmıs.

Annelık demek onu terbıye etmek degıl onunla ternıye olabılmekmıs.

Annelık demek'' aman her sey kanser yapıyor zaten'' bahanesıne sıgınmadan evde onun ıcın emek ve zaman harcayarak dogal besleyebılmekmıs.

Annelık demek onun ogle uyukusundan uyanmasını bekleıdıgn ıcın her defasında gec gıttıgın toplantılarda yedıgın lafları duymamazlıktan gelebılmekmıs.

Annelık demek 2 yasındada olsa onun ısteklerıne saygı gosterebılmekmıs.

Annelık demek hayatda yaptıgın en buyuk sanatmıs.Emek ve sabırla kazancı en buyuk sanat...

Sevgıler






24 Mart 2012 Cumartesi

Kilo vermek kolay mı yoksa......


Yıllarca kilo vermek için uğraşıp veremiyorsanız, sizlere sevindirici bir haberimiz var. uzmanlar, kilo vermenin gerçek sırrını açıkladı.
Askmen isimli internet sitesinde yer alan habere göre, kilo vermek için diyet yapmanıza gerek yok. Kilo vermenin gerçek sırrı daha az yemek yemekte gizli. Tek ihtiyacınız olan daha az ve makul oranlarda yiyerek porsiyonlarınızı kontrol altına almanız.
Daha az yemenin öğrenilen bir eylem olduğunu ve biraz pratik yaparak ve sabırlı olarak bunu başarabileceğinizi söyleyen uzmanlar, birçok insan için problemin daha az yemek yemeyi alışkanlık haline getirememesinde gizli olduğunu belirttiler. Eski alışkanlıklarınızı bırakın ve kararlı olun. Fiziksel değişiklikten önce zihinsel olarak düşüncenizi değiştirmelisiniz.
Diyete başlayıp sürekli yarıda kesmek yerine, aşamalı olarak daha az yemeye çalışın. Tabağınıza daha az yemek alın ve yavaş yavaş yiyin. İşte 7 adımda daha az yemek yemenin yolu:
1. Mini yemek etkili olacak: İdeal olarak doymanız için yemek yediğiniz her seferde, tabağınızda biraz protein, çok az yağ ile çok az lifli gıda olmalı. Örneğin, atıştırmalık olarak sadece meyve yerseniz doymazsınız ve mutsuz olursunuz. Ancak, biraz yoğurtla birlikte meyve yerseniz kendinizi daha tok hissedersiniz.
2. Kendinizi yiyeceklerden mahrum bırakmayın: Kendinizi aç ya da mahrum kalmış hissetmek istemezsiniz. Kalorileri saymayın, sadece porsiyonlarınızı değerlendirin. Günlük kalori alımınızı 2 bin 500'den 2 bine düşürün. Fakat, bunu yaparken porsiyonlarınızın büyüklüğünü yüzde 20 oranında azaltmaya odaklanın. Birkaç hafta içinde, yeni porsiyon miktarına alışacaksınız ve size normal gelecek.
3. Lezzetli ve güzel yemekler yiyin: Öğünlerinizde lezzetli yemekler yiyin, fakat bunları da daha küçük porsiyonlar şeklinde tüketin. Kremalı soslar ve yumuşak browniler kilo verme hedefinizi engelleyecektir. Sıra dışı yemeklerin yanında sıradan yemeklerden de zevk alın.
4. Kaloriyi yiyecek olarak tüketin, içecek olarak değil: Bir kutu maden sodasında 150 kalori vardır. Günde 3 tane içerseniz fazladan 450 kalori alırsınız. Bu nedenle kalorileri doyurucu yiyeceklerden alın, su veya çay için.
5. Egzersiz mükemmel bir ortaktır: Beslenmenizi düzenli egzersizle birleştirirseniz daha başarılı olursunuz. Azar azar kilo vermeyi düşünün ve kasların yağlardan daha ağır olduğunu unutmayın.
6. Yeme sürenizi uzatın: 2 protein barı sadece 360 kaloridir ve aynı zamanda vitamin, mineral, lif, protein, yağ ve karbonhidrat içeriyor. Ancak, bu gıdaları birkaç saniyede yiyip bitirirsiniz. Gıdaları hızlı tüketince beynin doyum merkezleri mesajı doğru olarak alamaz. Bu nedenle yavaş yavaş yiyin, dikkatli çiğneyin, ağzınıza çok fazla yemek atmayın.
7. Sizi tetikleyen şeyleri keşfedin: Sizi yemek yemeye teşvik eden konuyu bulun. Örneğin, kimi insan televizyonun karşısına geçince atıştırma isteği duyar. Bazıları için ise, stres tetikleyici rol oynar. Stres hormonu kortizol iştahı artırır. Bu nedenle sizi tetikleyen konuları bulup, kendi kendinizi kısıtlayın.

Evdekı tehlıke=DETERJAN!!!!!!!!!!!!

Evdeki Tehlikenin Farkında mısınız?




Çamaşır ve bulaşık deterjanı, lavabo açıcı, fırın ve tuvalet temizleyicileri, şampuanlar, oda spreyleri... Herkesin evinde kullandığı masum sanılan temizlik ürünleri...

Bilim ve Teknik Dergisi, kasım ayı sayısında evdeki zararlı kimyasal maddeleri kapağına taşıdı.
Evdeki kimyasalların kısırlıktan kansere, böbrek ve akciğer rahatsızlığından doğum kusurlarına, alerjiden psikolojik bozukluklara kadar birçok hastalığa sebep olduğu belirtildi.
Evlerimizde temizlik adına kullandığımız ürünler ne kadar güvenli? Bu kimyasalların bilinen basit yan etkilerinin dışında kısırlığa, kansere, alerjiye, doğum kusurlarına, psikolojik bozukluklara yol açtığını biliyor musunuz?
TÜBİTAK tarafından yayınlanan Bilim ve Teknik Dergisi'nin son sayısında evdeki zehirli kimyasal maddelere dikkat çekiliyor. Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli ve Doç. Dr. Handan Yavuz'un kaleme aldığı "Evdeki zararlı maddeler" adlı yazıda ilginç detaylara yer veriliyor.
Prof. Dr. Denizli ve Doç. Dr. Yavuz, birçok evsel ürün ve kozmetikte bulunan PFC adlı kimyasal maddenin kadınlarda doğurganlığı azalttığını, yapılan bir araştırmaya dayanarak belirtiyor. Binden fazla hamile kadın üzerinde yapılan araştırmada kadınların kanlarında yüksek seviyelerde per floro kimyasalları (PFC) tespit edildiği ve kadınların çok daha zor hamile kaldığı ortaya çıkmış. PFC'ler su, kir veya yağa dayanıklı tekstil ve deri üretiminde kullanılıyor. Ayrıca tırnak cilaları, diş macunları ve cilt nemlendiriciler gibi kişisel bakım ürünlerinde bulunuyor.
Evsel temizlik malzemeleri, kısırlığın yanı sıra nörolojik, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi rahatsızlıklara da yol açıyor. Çok kullanılan 15 bin kimyasal maddeden yaklaşık yüzde 75'inin henüz zehirli¬lik testi yapılmış değil. Ortalama bir evde bulunan 150'den fazla kimyasal madde alerji, doğum kusurları, kanser ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor. Bunun yanı sıra kişisel bakım ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerin 884'ü zehirli. Ayrıca 146'sı tümöre, 218'i üreme bozukluklarına, 314'ü biyolojik mutasyona, 376'sı deri ve göz tahrişine neden oluyor.
Zehirli kimyasal maddeler hayatımıza girdikçe, vücudumuzdaki yağ dokusunda biriken zehir seviyesi de artıyor. Biyobirikim çalışmaları, bazı zehirlerin yaşamımız boyunca vücudumuzda biriktiğini gösteriyor. Böcek öldürücülerin evsel ürünlerin bileşimlerine girmesiyle çocuk kanserlerinde yüzde 28, 10 yıl içinde astım vakalarında yüzde 42 artış gözlendi. Hamilelik sürecinde bahçe veya evde zararlı organizma öldürücüleri kullanan ailelerin çocuklarında lösemi görülme riski daha yüksek.
Lavabo Açıcı, Fırın ve Tuvalet Temizleyiciler Çok Tehlikeli
En tehlikeli üç temizleme ürünü; lavabo açıcılar, fırın ve asidik tuvalet temizleyiciler. Genellikle evsel kazalar beyazlatıcı ve amonyak içeren ürünlerin karıştırılması nedeniyle yaşanıyor. Bu şekildeki karışımla kimyasal tepkime gerçekleşiyor ve 'kloramin' adı verilen bir bileşik oluşuyor. Klorlu beyazlatıcı, tuvalet temizleyici ve pas çözücü gibi asitli ürünlerle karıştırılırsa da tehlikeli klor gazı oluşuyor. Astım, kronik akciğer veya kalp problemleri olanlar beyazlatıcı ve amonyak içeren evsel temizleyiciler ve amonyaklı ürünleri kullanmamalı. . Zaman zaman bu ürünlerin kuvvetli kokusunu gidermek amacıyla içlerine limon veya başka bir ferah koku eklenebiliyor. Bu yanlış bir uygulamadır. Zira kötü koku aynı zamanda o ürünü koklamanın kişiye zarar vereceğini gösteren bir uyarıdır.
Evde Zehir Turu
Klorlu Beyazlatıcı: Amonyakla karışırsa zehirli kloramin gazı çıkar. Bu gaza kısa süreli maruz kalınması, orta derecede astım belirtilerine veya ciddi solunum problemlerine yol açar.
Metal Parlatıcı: Kısa süreli maruz kalma geçici göz buğulanmasına, uzun süreli maruz kalma ise sinir sistemi, deri, böbrek ve gözlerde ciddi hasara sebep olur.
Cam Temizleyici: Baş ağrısı ve akciğer harabiyetine neden olur, gözü tahriş eder.
Dezenfektan: Aşındırıcıdır. İshal, bayılma, baş dönmesine yol açar, böbrek ve karaciğere zarar verir.
Mobilya ve Yer Cilası: Deride renk kaybı, nefes kesilmesi, kusma ve ölüme sebep olur. Kanser ve doğum kusurlarıyla ilişkilidir.
Leke Sökücü ve Halı Temizleyici: Yutulduğunda karaciğer ve böbrek hasarına neden olur. Kanserojendir.
Koku Topu: Özellikle naftalin kanserojendir. Göze, kan, karaciğer, böbrekler, deri ve merkezî sinir sistemine zarar verir.
Tuvalet Temizleyici: Deride yanıklara, yutulduğunda ishale, mide yanıklarına sebep olur.
Yumuşatıcı: Bazı parfümler hassas bünyeli kişilerde tahrişe neden olur.
Alışveriş Yaparken Şüpheci Olun
Alışveriş yaparken şüpheci olun. Genel amaçlı ürünlerden ziyade belirli amaçlara yönelik ürünler tercih edilmeli.
Çelişen özelliklere dikkat edin. Ürünün bir yüzünde 'zehirli değildir' yazarken diğer yüzünde 'buharı zararlıdır' yazıyorsa ortada bir yanlışlık vardır. Ağız yoluyla zehirlenme ihtimalinin düşük olması ürünün zararsız olduğu anlamına gelmez.
Oda spreyleri kullanılmamalı. Onun yerine kötü kokunun kaynağı bulunarak ortamdan uzaklaştırılmalı. Sprey kullanmadan, pencereleri açarak da odanın havası temizlenebilir.
Fosfat, suyu yumuşatmak için kullanılan minerallerdir. Birçok ülke, evsel deterjanlar ve diğer bazı temizlik maddelerinde fosfatların kullanılmasını yasakladı. Bulaşık makinesi deterjanları genellikle fosfat kısıtlamalarının dışındadır, birçok marka fosfat içerir, ancak fosfat içermeyen alternatif ürünler de var. Elde yıkama deterjanlarında fosfat bulunmuyor.
Temizleme amaçlı kullanılan, zayıf biyobozunurluğa sahip petrol kaynaklı sadece bir tek yüzey aktif madde var. Bu madde nonilfenol etoksilat. Temizlik ürünlerinin bileşimini gösteren listede nadiren görülür. Çünkü görülürse bu ürün alınmak istenmiyor. Nonilfenol etoksilatlar ve bunların türevleri olan oktifeniletoksilatlar, saç boyalarında, şampuanlarda ve saç şekillendiricilerde çokça kullanılıyor. Genellikle 'nonoxynol' veya 'octoxynol' olarak gösteriliyorlar. 'Nonoxynol -9' sıklıkla sperm öldürücü olarak kullanılıyor.
'Kırışmaya dayanıklıdır' etiketli dokumalar genellikle formaldehit reçineyle işlenir ve bu da zarar vericidir. Ütü istemeyen kumaşlar, nevresim, perde, yatak giysileri, diğer tüm dokunmuş ürünler, özellikle 'kalıcı ütülü' veya 'kullanımı kolay' ifadeleriyle satılan polyester/pamuk karışımları bu kapsamdadır.
Şampuanlarda kresol, formaldehit, glikoller, nitratlar, kükürt bileşikleri, saç spreylerinde bütan itici ve formaldehit reçineler, losyon, krem ve nemlendiricilerde glikol, fenol ve boyalar, deodorantlarda kullanılan alüminyum klorhidrat, aerosol iticiler, amonyak, triklosanlar çok zararlıdır

Zararlı katkı maddelerınden bazıları,,


Aşağıda ise gidaraporu.com dan alınan paragrafta zararlı katkılar arasında görüyoruz:

Başta kanser olmak üzere, allerji, astım, beyin hasarı, Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi). siroz, DNA bozuklukları, hiperaktivite, böbrek ve karaciğer hasarları, kalp ve sinir rahatsızlıkları, Büyüme hormonu baskılanması gibi pekçok hastalıklara davetiye çıkartan meşrubatlarda kullanılan bu katkı maddelerinin bazıları ise şöyledir:

E102 Tartrazin, E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S), E120 Karmin-Kokonial, E127 Red 3(Erythrosine), E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF), E210-E219 Benzoatlar, E220-E228 Sülfitler, E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate), E310 Propyl Gallate, E320 BHA ve E321 BHT, E422Gliserol (gliserin), E441Gelatin(jelatin), E470-E477 Mono ve digliseridler ve esterleri, E621Monosodium glutamate (MSG), E924 Potassium Bromate, E950 Acesulfame-K, E951 Aspartame (Equal, NutraSweet), E1510 Etanol(etil alkol), E338 Fosforik asit, Kafein, ....

Bu katkı maddelerini içeren meşrubat ve diğer gıda ürünlerini tüketmemeye çalışmak sağlığımızı korumada çok önemli bir adım atmak demektir. Geliniz, ismi ne olursa olsun, markası ne olursa olsun, bu tüketim çılgınlığına bir son verelim neslimizi ve sağlığımızı kurtaralım!...

19 Mart 2012 Pazartesi

Praben nedir= kanser!!!!

Paraben nedir biliyor muydunuz ?
Organik kozmetik ürünlerin en önemli farkı insan sağlığına zararlı herhangi bir madde içermemesidir.
Örneğin; şampuan, losyon gibi birçok kişisel bakım ve güzellik ürününlerinin içeriğinde ciltte egzama tipi tahriş ve alerjik reaksiyonlara sebep olan zehirli ve toksik PARABEN maddesi bulunur.
Paraben, sadece kozmetik ürünlerde bulunan onlarca zararlı kimyasaldan biri… Unutmayın; parabenler vücutta östrojeni taklit eden madde olarak bilinir. En önemli verilerde, göğüs kanseri hastalarının tümör örnekleri içinde bol miktarda paraben maddesi olduğu ortaya çıkmıştır. Unutmamalıyız ki hiçbir organik bakım ürününde paraben ve benzeri  kimyasal içeriğe rastlanmaz

 
Parabenler
(Metil Propil Butil Etil)

Raf ömrünü uzatıcı olarak kullanılan madde ciltte egzama tipi tahriş ve alerjik reaksiyonlara sebep olur. Benzoik asidin bir türevidir. Zehirli ve toksik bir maddedir. Parabenler vücutta östrojeni taklit eden madde olarak bilinir. Göğüs kanseri hastası kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda alınan tümör örnekleri içinde bol miktarda paraben maddesi olduğu ortaya çıkmıştır. Vücutta hormanal etkileri artıran kimyasal maddelerin kullanılması özellikle öströjen hormonuyla artan göğüs kanserinin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Göğüs dokusundaki yoğun yağ oranı vücuttaki toksik maddelerin burada yoğunlaşmasına ve göğüs kanserinin en yaygın kanser çeşidi olmasına sebep olmaktadır
 
PARABENLER


FDA kozmetikte kullanılan parabenlerin güvenliği üzerine araştırmayı bir numarayla içine almaktadır. Aşağıdaki bilgiler soru cevap üzerine tasarlanmaktadır.


Parabenler nedir?
Parabenler çok geniş çapta kozmetik ürünleri içinde kullanılan koruyuculardır. Kimyasal olarak parabenler p-hidroksi benzoik asidin esterleridir. Kozmetik ürünlerinde propylparaben, methylparaben ve buthylparaben birlikte kullanır. Tipik olarak, ürünlerin içinde birden fazla paraben kullanılmaktadır ve onlar, mikroorganizmaların geniş alanlarına karşı koruyuculuğu sağlamak için sık sık diğer koruyucu tipleri ile birlikte kullanılırlar. Karışımlarda düşük seviyelerde kullanılan parabenlerin aktivasyonu, koruyucunun aktivasyon süresini artırır.

Niçin kozmetikte koruyucular kullaniriz?
Kozmetik ürünlerinde kullanılan koruyucular, ürünü mikrobiyolojik büyüme karşı ve ürünün güvenirliğini sürdürmesi her ikisi de, tüketicinin korunması içindir. Kozmetik ürünlerde kullanılan hammaddelerin, yasa gereği müşteriyi bilgilendirmek için etiket üzerine yazılması zorunludur. Müşteriler için bu önemli bir bilgidir. Böylelikle onlar, tanımadığı bir içeriği içeren üründen almamaya karar vermektedir. Parabenler isim olarak kolaylıkla tanınmaktadır, öyleki methylparaben, ethylparaben, buthylparaben ya da benzylparaben gibi.

Bu yil içinde yakin zamanda medyada yer alan, Ingiliz arastirmacilarin raporuna göre meme tümörlerinin örneklerinin içinde paraben oldugu saptanmistir.

Bundan dolayi, inandiricilik adina arastirmacilardan, Edinburgh’da üniversitede okuyan onkoloji uzmani Philippa Darbe yeni bir çalisma yapmistir. Kimyasal olarak 20 tümörün 18’inde Paraben tespit etmistir. Bu da göstermektedir ki, onlar cildimize yaptigimiz bazi uygulamalardan kaynaklanmaktadir. En olasi aday mevcut deodorantlar, antiperspirantlar, kremler ve vücut sprayleridir.
Bu çalismayi yazan yazarlar onlarin gazetesinde: “ Çevrenin listesine bu parabenleri de estrogenik kimyasallar olarak eklenmelidir ve insan memesi içinde toplandigi/birikim yaptigi ve çoktan polyklorinat byphenyls (PCBs) ve organoklorin pesticide (OCPs) dahil edilmelidir. Bu dahi, bütün kimyasallarin arasinda bunlarin olasi zehirli etkisi ile mümkün olabilecek etkilesimden dolayi piyasadan kaldirilmalidir. 
ALERJİ VE PARABENLER
 
PARABEN MIX – PARABEN KARIŞIMI (methyl-, ethyl-, propyl-, butyl- and benzyl-parahydroxybenzoate)
NEDİR? En yaygın olarak kullanılan korucuyucu maddelerdir, birçok ürünün içinde bulunur
NERELERDE BULUNUR? Kozmetikler (Fondoten, pudra,, göz farı, maskara, makyaj temizliyiciler, ruj, çabuk kuruyan ojeler).
Ilaçlar (Krem- merhem şeklinde ilaçlar, göz, kulak ve burun damlaları, rektal -vaginal ilaçlar, bandajlar, lokal anestezik ilaçlar)
Kişisel bakım ürünleri (Nemlendirici losyon ve kremler, diş macunu, diş tozu ve temizliyicileri, güneş yağları, cilt temizleyiciler, terlemeyi önleyici deodorantlar, sabunlar…), Gıdalar (Salata sosları, mayonez, hardal, ketçap, dondurulmuş gıdalar-sebzeler, reçeller, meyve suları…)
ÇAPRAZ REAKSİYON VERENLER (benzerlik nedeniyle allerji yapanlar) -Paraphenylenediamin ve benzokain
ÖNEMLİ NOKTALAR Kortizon içeren merhemlerde bulunabilir. Paraben içeren kremler kronik deri hastalığı olanlarda kullanılmamalıdır. Paraben-free (paraben içermeyen) kozmetikler piyasada mevcuttur.
*************************************************

CAN SIKICI…
 
Ne yiyorsak oyuz, ne içiyorsak oyuz, bütün bunlara ilaveten cildimize ne sürüyorsak, saçımızı neyle boyuyorsak ne ile yıkanıyorsak, ellerimizi ne ile yumuşatıyorsak, yüzümüze hangi malzemelerle renk katıyorsak biraz da oyuz…

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bakımlı bir kadın, 1 gün içinde cildine en az 12 çeşit ürün uygular. Böyle söyleyince çokmuş gibi geliyor ama sıralayınca bu tespitin ne kadar yerinde olduğunu hatta daha fazlasının bile kolayca mümkün olduğunu görüyoruz;



  1. Şampuan,
  2. Saç kremi
  3. Köpük
  4. Sprey
  5. Jöle
  6. Vücut şampuanı
  7. Sabun,
  8. Temizleme losyonu,
  9. Tonik,
  10. Nemlendirici,
  11. Gözaltı kremi,
  12. Vücut losyonu,
  13. Aseton,
  14. Oje,
  15. Güneşten koruyucu,
  16. Allık,
  17. Ruj, kalem, parlatıcı vs.
  18. Rimel,
  19. Parfüm,
  20. El kremi...


 
Şaşırtıcı değil mi? Bakın bir çırpıda 20 ürünü ve hatta daha fazlasını sıralayıverdik. Tüm bu gündelik malzemelerin içeriklerini kabaca hesaplarsak, cildimizi her gün sayısı 175 den az olmayan kimyasal madde ile sıvadığımızı söyleyebiliriz. Bunların her birisi deriden nüfuz ederek vücudumuza girer.

Erkeklerin bıyık altından tebessüm ettiklerini görür gibi oluyorum. Ne yazık ki onların da düşünmeleri gerekir. Çünkü bugün söz konusu edeceğim toksik kozmetikler arasında deodorantlar, duş jelleri, traş köpükleri de yer almaktadır..
 
Hatta çocuklar için yapılan ürünler bile düşündürücüdür...
 
Her şeye kara çalmaya kalkışacak değilim. Kozmetik malzemelerdeki içeriklerin bazıları cildimiz için gerçekten yararlı maddelerdir. Onlara kesinlikle ihtiyacımız var.
 
Ama bazıları?  
İşte bu günkü sohbetimiz bu noktada başlıyor..
 
GÜVENLİ KOZMETİKLER KAMPANYASIGeçtiğimiz yıl “güvenli kozmetikler” adı atında bir kampanya açılmıştı, “Campaign for Safe Cosmetics.” Bildirgelerindeki en tüyler ürperti maddelerden birisi,  çocuk şampuanları içindeki katkı maddeleri arasında kanserojen bir madde olan
1,4 Dioxane’in yer alması idi.  

İngiltere’de yayınlanan bu önemli sağlık raporunun Uluslar Arası Malzeme Güvenlik Data Sayfasında( MSDS)  yer alan bilgilere göre:

1,4-dioxane:
Kozmetik ürünlerde kansere yol açan maddelerin başında yer alır. Köpük yapıcı ve nemlendirici ürünlerde yaygın olarak kullanılır. Etiket üzerinde, “PEG”,Polyethylene”, “Polyethylene glycol”, “Polyoxyethylene” kelimeleri ile tanımlanır.
 
§         Solunumla, deri emilimi ve yutma ile zararlı etkiler oluşabilir.
§         Fazlaca görülen etkileri: göz ve mukozada kaşıntı, deride tahriş, santral sinir sisteminde depresyon, zehirlenme..
§         Akut maruz kalma halinde; tahrişlere, baş ağrısına, baş dönmesine ve uyuşukluğa neden olur.
§         Kronik nefes almaya maruz kalma halinde; karaciğer ve böbreklerde tahribat yapabilir ve kan bozukluklarına neden olabilir.
§         Bu kimyasallara maruz kalma sayısı arttıkça kan, karaciğer, böbrek ve deri tahribatlarının tedavi şartları da ağırlaşabilir..

KOZMETİKLER NASIL BOZULMADAN KALIR?Cilt bakımı ve makyaj ürünleri içinde zorunlu olarak koruyucu maddeler kullanılır. Bunlar ciltte uzun süre bırakılırsa, özellikle BHT adlı kimyasal cilde % 10 kadar nüfuz edebilir ve alerjik reaksiyonlara neden olur.
 
Yine kozmetik ürünlerde yaygın olarak kullanılan Paraben ve Phthales maddeleri de ciddi riskler taşır. Her iki kimyasal konusunda yapılan araştırmalarda normal hormon fonksiyonlarını bozduğunu, akciğer, karaciğer ve böbrek hasarına yol açabildiği ve göğüs kanseri tehlikesini arttırabildiği görülüyor.

§         Parabenler deodorantlar, kremler, vücut spreyleri ve daha birçok kozmetikte anti mikrobiyal koruyucular olarak kullanılır.
 
§         Phthales ise deodorant, parfüm, tırnak cilaları ve saç speylerinde yer alır.
 
Yine aynı sağlık raporuna göre;
 
“Paraben koruyucular (methyl, propyl, butyl ve ethyl) :
Mikrobiyel oluşumu önlemek ve ürünün raf ömrünü uzatmak için eklenirler. Toksik oldukları bilinmesine rağmen oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Pek çok alerjik reaksiyonlara ve cilt rahatsızlıklarına neden olurlar. Bu maddelerin yutulması veya solunması daha da zararlıdır. Cilt, göz ve solunum organlarında tahrişe, gözde  kızarma ve ağrıya neden olur ..”
 
NE YAPACAĞIZ? Ne yazık ki, birbirinden şık dükkânlarda ve hatta eczanelerde rafları dolduran pek çok kozmetik ürün, tümünü burada sıralayamadığım katkı maddelerinden en az birkaç tanesini içinde barındırmaktadır. .
 

Ancak şunu da aklınızdan çıkarmayın, tıbbi otoriteler kozmetik ürünlerin içeriğinin tam olarak açıklanmasını zorunlu tutmuyorlar..
 
§         “İçerik” okumayı alışkanlık haline getirin.
§         Elinizden geldiğinde organik kozmetikler kullanın
§         Ürünlerin içeriğinde ne kadar az madde varsa, o kadar iyidir, aklınızdan çıkarmayın.
§         Aynı şey parfümler için de geçerlidir.
§         Aldığınız ürünlerin üretim tarihine bakın ve taze olmasına dikkat edin.
§         Ne şampuan ne de kremlerinizin kapağını asla açık bırakmayın.  
§         Kozmetiklerinizi başkalarıyla paylaşmayın
§         Kremleri ve diğer ürünleri sürmeden önce ellerinizi güzelce yıkayın..
§         Günlük standart cilt bakımı için, günde 2 kez, gayet az miktarda ürün kullanmak yeterlidir. Çok sık ve aşırı uygulamalardan uzak durun.,
§         Ürünleri karıştırmayın, farklı ürünleri üst üste sürmeyin . 
§         Birçok kozmetik ürün 3 yıl kadar bozulmadan dayanır. Eskileri mutlaka atın. Yenileri de hiç olmazsa buzdolabında saklayın.
 
Pek iç açıcı haberler vermediğimi biliyorum. Ama gerçek buysa elden ne gelir…

 (ALINTIDIR)
 
not:ılerleyen gunlerde rapabensız ev yapımı sampuan vs tarıflerı verecegım..

15 Mart 2012 Perşembe

Aşı yaptırmak mı yaptırmamak mı???


Aşı içindeki cıva çıkartılınca otistik çocukların sayısı azaldı!
Bazı aşıların içinde bulunan cıvanın (timerosal) otizme neden olup olmadığı tıp dünyasında önemli bir tartışma konusu. Bu konu hakkında yapılan bilimsel çalışmaları Prof. Dr. Ahmet Aydın sizler için yorumladı
26/05/2011 - 11:51
1990 yılardan itibaren çocuklarda görülen nörolojik gelişim ve davranış bozukluklarında müthiş bir artış olmuştur. Örneğin günümüzde ABD’de her 6 çocuktan birine bir gelişim/davranış bozukluğu tanısı, her 166 çocuktan birinde de otizm tanısı konulmaktadır.
Bu süre zarfında bazı çocuk hekimleri, nörologlar, psikiatristler ve ebeveynler bazı bilimsel ipuçlarını dayanarak otizmdeki bu artıştan önemli ölçüde bazı aşılarda bulanan timerosal adlı cıva bileşiğini ileri sürdüler.
Fakat tıbbi kanaat önderlerinin büyük çoğunluğu ise aşıdaki timerosalin otizme neden olduğu fikrinin bilimsel bir dayanağının olmadığını, bir safsata olduğunu söyleyerek karşıtlarını suçladılar ve aşı firmalarının örtülü ya da açık desteği ile yapılan bazı araştırmaları göstererek kendi haklılıklarını bilimsel olarak kanıtlamaya çalıştılar. Onlara göre tıp ilerledikçe daha önce dikkate alınmayan davranış bozukluklarına da artık teşhis konuluyordu; hastaların sayısı da bu yüzden artıyordu.
Başlangıçta makul gibi görünen bu açıklama yıllar içinde geçerliliğini kaybetti. Çünkü tanı kriterleri aynı kalsa da artış durmuyordu. Bu müthiş artışı izah edecek önemli bir göç dalgası da yoktu. ‘Cıva otizm yapıyor’ diyenler daha fazla taraftar toplar hale geldi. Konu defalarca Amerikan Temsilciler Meclisinde tartışıldı.
Bunun üzerine 7 Temmuz 1999’da Amerika Pediatri Kurumu (AAP) ve Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi (PHS) bileşik bir toplantı yaparak kesin bir kanıt olmamasına rağmen bir önlem olarak (çok fazla gönüllü olmasalar da) tiomerosalin (cıva) aşılardan çıkartılmasına karar verdiler. O tarihten itibaren ABD’de cıva kademeli olarak aşılardan çıkartıldı.
Otizm bulguları aşıları aldıktan birkaç yıl sonra (genellikle 3-5 yaşlarında) ortaya çıktığı için sonuçlar 2003’ten sonra alınabilirdi. Nitekim Journal of American Physicians and Surgeons’ın 2006 Mart sayısında yayınlanan ve Mark ve David Geier (baba-oğul) tarafından kaleme alınan araştırmaya göre ABD tarihinde ilk defa otizm azaldı.
Resmi halk sağlığı verilerinin irdeleyen bu çalışmaya göre Californiada 1995 yılında yılda 120 civarında olan ‘ortaya çıkan yeni otistik çocuk sayısı’ 2000’de 600’e ve 2003 yılında 800’e fırlamıştır. 2006’nın başında vaka sayısı 1000’in üzerinde beklenirken 620’ye inmiştir. Yani reel olarak %22, beklenilen sayıya göre ise %40 kadar azalmıştır.

Yıl
Yeni Ortaya çıkan olgu sayısı
1995
2000
2003
2006
120
600
800
  620*
* Beklenen sayı 1000’in üzeri

 
TÜRKİYEDE AŞI HABERLERİ

Geçen yıla kadar Türkiye’de aşıların otizme yol açabileceğine dair haberler hiç yok değilse de son derece azdı. Konu 28 Ağustos 2005 Vatan Gazetesi’nde ‘Korkunç şüphe’ 30 Ağustos 2005 Sabah Gazetesi’nde ise ‘ Aşı kurbanları’ başlığı ile manşete çıktı. Haber büyük yankı uyandırdı.Bu sırada bazı üniversite kuruluşları, pediatri dernekleri ve Tabip odaları bilimsel (!) verilere dayalı açıklamalarında hiçbir tehlikenin olmadığını, aşılardaki cıvanın düşük miktarda olduğunu, bir midyeninkinden daha az cıva içerdiğini söyleyerek aşı karşıtlarını yerin dibine batırdılar. Hatta bu tarz düşünenleri aşı düşmanı ilan edip ‘halkın sağlığını tehlikeye atmakla’ suçladılar.

Fakat ABD ve Avrupa ülkeleri bu tip aşıları niçin yasaklamışlardı? ABD ve Danimarka’daki aşı firmalarının ısmarladıkları ve sonuçlarını tahrif ettikleri araştırmaları bilimsel dayanak olarak ileri süren ülkemizin kanaat erbapları, ‘cıva otizme yol açabilir’ diyenleri aşı düşmanı ilan edip suçladılar. Peki bu üretici ülkeler, ucuz bir koruyucu olmasına rağmen kendi ülkelerinde sattıkları aşılardan cıvayı niye çıkartmışlardı? Bizimkiler kraldan çok kralcılar ya da bu konuda çok bilgisizler. İki durum da çok kötü.
Karşı tarafa çamur atmak kolaydı, fakat otistik anne babaları ikna etmek mümkün görünmüyordu. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyordu. Birçok yüksek eğitimli ebeveyn, psikiatrlarının ‘bu safsatalarla uğraşmayın ‘ diye itiraz etmelerine rağmen çocuklarına detoksifikasyon işlemleri ve hiperbarik oksijen tedavisi yaptırıyorlar, özel diyetler uyguluyorlar ve çoğu kez de fayda görüyorlardı!
Hurafelere hiç de inanmayan bu insanlar hekimlerinden umut kestikleri için internette okuduğu şeyleri çocuklarına kendileri uygulamak zorunda kaldılar. Halbuki uygulamak istedikleri şeyler, DAN protokolü, son derece de bilimseldi. Neyse ki önlerinde örnek alacakları nükleer tıp uzmanı Dr. Cem Kınacı gibi idealist bilim adamları da vardı. Gazetede çıkan haberlerden sonra birçok otistik çocuk ebeveyni kendi çocuklarının başına gelenlerin başkalarının çocuklarının başına gelmemesi için Sağlık Bakanlığına müracaat ettiler. Yoğun baskı altında kalan Sağlık Bakanlığı geçen ağustosta bir açıklama yaparak bundan sonra timerosal içermeyen aşıların kullanılacağına dair söz verdi. Neyse bu da önemli bir ilerlemeydi. Artık mızrak çuvala sığmıyordu.
1980’li yılların ortalarında sadece karma (difteri-tetanoz-boğmaca), çocuk felci ve kızamık aşıları uygulanıyordu ve bunlardan sadece karma aşı cıva (timerosal) içeriyordu.İki yaşına kadar 4 kere aşılanan çocuk ortalama (4x25)= 100 μg timerosal alıyordu. 1990 yılların başında menenjit (HiB) ve sarılık (Hepatit B) aşıları da rutin aşılar arasına katıldı. Böylece 2 yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yolu ile aldığı cıva miktarı 100 μg’dan 237.5 μg’a yükselmiş oldu (Bak Tablo 1). Çoklu dozlarla yapılan toplu aşılamalarda ise tehlike daha da büyüyordu. Çünkü aşı şişesi iyi çalkalanmadıysa şişenin sonunda kalan bölümü alanlardaki cıva miktarı daha da yükseliyordu.
Tablo 1. Aşıların içerdiği cıva miktarları
Yıl
Aşı
Cıva/doz
Doz sayısı
Toplam Cıva
Kümülatif Cıva
1980 ortaları
1980 sonları
1990 başları

Karma (DTP)
Menenjit (HiB)
Sarılık
(Hepatit B)
25 μg
25 μg
12.5 μg
4
4
3
100 μg
100 μg
37.5 μg
100 μg
200 μg
237.5 μg
 
Timerosal nedir?
 
 Timerosal aşıların içinde kullanılan bir koruyucudur, onların mikropla bulaşmasını engeller. 1920’li yıllarda piyasaya çıkmış 40’lı yıllardan itibaren de aşılarda kullanılmaya başlamıştır. Timerosalin %49.6’sı cıvadır; metabolize olduğunda etilcıva ve tiyosalisilata dönüşür. Mikropları tahrip eden esas etken etilcıvadır.
Akut cıva zehirlenmesi ölüme yol açarken kronik cıva zehirlenmesi kalp hastalığı, otizm, konuşma bozukluğu, hiperaktivite, havale gibi çok sayıda hastalığa neden olur. Kronik cıva zehirlenmesinde görülen duyusal, nörolojik, motor, davranış nörotransmitter ve biyokimyasal bozuklukların aynısı otizmde de görülmektedir.
Cıva etkisini nasıl göstermektedir?

Cıva bileşiklerinin yağda erime özellikleri fazladır. Beyin ve sinir sitemi hücrelerinin büyük bir bölümü yağdan oluştuğu için cıvadan en zarar görürler. Cıva özellikle membran (zar) yapısındaki proteinlere bağlanarak hücra zarlarının işlevlerini bozarlar; akıcılığı kaybolan membran sertleşerek hücrenin çabuk yaşlanmasına neden olur. Beyin hücrelerinde onlara özgü nörotübül denilen boncuk tarzında yapılar vardır. Cıva nörotübül yapımını sağlayan tubulin adlı yapıyı tahrip eder. 

Cıva otizmin tek nedeni midir?

Otistik çocukların önemli bir bölümünde kan ve doku cıva düzeyleri yüksektir. Ama her otistik çocukta civa yüksek değildir. Yani cıva otizmin önemli bir nedenidir ama tek nedeni değildir. Kurşun, alüminyum gibi ağır metallerin yanında sütteki kazein, buğdaydaki glüten ya da çok sayıda başka nedenler de otizme yol açabilmektedir.

Her cıvaya maruz kalan çocukta otizm niçin görülmemektedir?

Her cıvaya maruz kalan çocukta otizmin görülmemesi genetik, bağışıklık ve beslenme faktörlerinin olumlu etkilerine bağlıdır. Yapılan çalışmalar otistik çocukların çoğunun ağır metalleri diğerlerinden daha yavaş vücut dışına çıkartabildiklerini göstermektedir. Cıvanın toksisitesinden korunmak için cıva içeren aşılardan kaçınılması, fazla cıva biriken büyük balık ve deniz ürünlerinin tüketilmemesi, diş tedavilerinde amalgam kullanılmaması gerekir.

Aşıların içinde bulunan etil cıva toksik olmayan bir madde mi?
Balık ve deniz ürünlerinin içinde bulunan cıva, daha farklı bir molekül olup metil cıvadır. Fakat hem etil cıva hem de metil cıva aynı derecede toksiktir. Yani cıva cıvadır.

Yiyeceklerden mi aşılardan mı daha fazla cıva alıyoruz?

Bu durum diyete göre değişir. Balık ve deniz ürünlerini fazla yiyen kişiler aşılara göre daha fazla cıva alabilirler ama, burada iki önemli unsur gözden kaçmamalıdır?

1) Ağızdan alınan cıva sağlıklı gıdalar yiyen bağırsaktaki faydalı mikrop düzeni normal olan kişilerde kana geçmeden dışkı yolu ile atılabilirler. Halbuki aşılar iğne yolu ile verildiğinden cıva kesinlikle kana geçer.
2) Aşı olan bir bebek doğduğu günden itibaren cıva ile tanışmaktadır. Halbuki genellikle hayatın ilk yılında deniz ürünlerini ya yememekte ya da çok az yemektedir. Beyin gelişiminin çok hızlı olduğu hayatın ilk aylarında ağır bir metalin ya da başka bir toksinin beyin üzerindeki hasarı daha fazla olmaktadır.

Kan ve idrar seviyelerine bakmak ağır metal zehirlenmesinin derecesi hakkında tam bilgi verebilir mi?

Kan ve idrar seviyelerine bakmak ağır metal zehirlenmesinin derecesi hakkında tam bilgi vermeyebilir. Dokularda birikim olmasına rağmen kan ve idrar düzeylerinin yüksek olmaması mümkündür. Zaten bu çocuklar ağır metalleri yavaş boşalttıkları için otistik olmaktadırlar. Bu gün için en iyi yöntem DMSA gibi boşaltmayı hızlandıran bir ilaçtan sonra idrardaki ağır metallere bakılmasıdır. Nadir durumlarda bu yöntem bile doku düzeylerini tam olarak göstermemektedir.

Diyetimiz cıva ya da başka bir ağır metalin vücuda girmesini azaltabilir ve girenlerin eliminasyonunu hızlandırabilir mi?

Aşağıdaki diyet ve takviyeler cıva ve diğer ağır metallerin detoksifikasyonuna yardımcı olur.
• Taş devri diyeti (un ve şekerden fakir, et, süt ürünleri,taze sebze ve meyveden zengindir)
• Yararlı bağırsak mikropları (kefir, ekşiyen yoğurt, turşu vb)
• Kabızlığın engellenmesi ve günde 2-3 kez dışkıya çıkılması (magnezyum, yeşil yapraklılar, kefir, yoğurt)
• Sarımsak: içerdiği kükürt ile cıvayı uzaklaştırır
• Selenyum
• Çinko
• Askorbik asit (C vitamini)
• Balık yağı

Cıva ya da başka bir ağır metalin eliminasyonu ilaçlar ile hızlandırabilir mi?

Cıva, kurşun gibi ağır metaller DMSA ya da DMPS ile suda eriyen bileşikler yaparlar ve idrar yolu ile atılabilirler. Bu ilaçlar ağır metalleri etkili bir şekilde vücuttan uzaklaştırırlar. DMPS’nin yan etkileri DMSA’dan daha azdır.

Hangi aşıları yaptıralım?

Timerosal sadece karma aşı, hepatit (sarılık) aşısı, menenjit(HiB) aşısı ve grip aşılarında bulunabilmektedir. Bakanlığın sağlık ocaklarında yaptırdığı karma aşı, hepatit (sarılık) aşısı, menenjit(HiB) aşısı timerosal içerirken, eczanelerde satılan bu aşıların çoğu artık timerosal içermemektedir. Grip aşısı ise nerede satılırsa satılsın hala timerosal içermektedir.

Ağızdan verilen felç aşısı ve kızamık aşısı timerosal içermediği için kullanılması sakıncalı değildir.
Grip aşısı zorunlu bir aşı değildir, etkisi de kuşkuludur. O nedenle bu aşıyı kullandırmayı gerektiren özel bir hastalık yoksa grip aşısı yaptırmayın.
Rizikolu bir durum mevcut değilse, cıva aşılar içinden çıkartılıncaya kadar karma aşılara 2. değil 5-6. aylarda başlanabilir. Yine anne B hepatiti taşıyıcısı değilse Hepatit B (sarılık) aşısı da 5-6. aylara ertelenebilir. Aşıları geciktirmakteki amaç, beyin gelişimi daha fazla tamamlamış olan bebeklerin beyinlerinin toksik maddelerden daha az etkilenmeleridir. Ama bu kararı Sağlık Bakanlığının ilgili uzmanlara danışarak bir an önce alması gerekir. Her geçen gün çocuklarımızın aleyhine çalışmaktadır.
Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı timerosal içermemesine rağmen neden otizme neden olmakla suçlanıyor?
Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı timerosal içermese de otizme neden olabilir. Bağırsaktaki faydalı mikroplar (probiyotikler) Th1 adı verilen bağışıklık hücrelerinin yolunu uyarır. Bu yolun uyarılması mantarlar ve virüslerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar.
Sezaryen doğum, anne sütünün kullanılmaması, doğal olmayan katkılı gıdaların aşırı tüketilmesi, ekşimeyen yoğutların ve kaymak bağlamayan pastörize ya da UHT teknolojisiyle üretilmiş sütlerin tüketilmesi, geleneksel fermante gıdaların (kefir, yoğurt, sirke vb) az tüketilmesi ve sık antibiyotik kullanılması bağırsaktaki faydalı mikrop düzenini büyük ölçüde alt üst eder.
Bu sırada Th2 yolu ise aşırı uyarılır; sonuçta bağırsak geçirgenliği artar, bazı maddeler bağırsaktan kana sindirilmeden geçer. Vücut tarafından düşman olarak algılanan bu maddeler bağışıklık sistemi tarafından tahrip edilir. Bu sırada sağlam dokular da bundan zarar görür. Astım, egzema, tiroidit ve çeşitli otoimmün hastalıklar oluşur. Bu yeteri kadar sindirilemeden kana geçen maddeler arasında buğdaydaki glüten ve sütteki kazein de vardır ki otistik çocukların önemlice bir bölümünde bu maddelere karşı aşırı bir duyarlılık gelişir.
Th1 yolunun yetersiz uyarılması halinde vücut mantarlar ve virüsler ile yeterli mücadele edemez. Bu nedenle Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısındaki 3 virüs ile birden baş edemez. Yine aynı nedenden dolayı otistik çocuklarda mantar enfeksiyonları ve alerjik hastalıklar sıktır.
Bu nedenle kızamık aşısı tek yapılmalıdır. Kızamıkçık ve kabakulak hastalıkları hafif geçirildiği için bu hastalıklara karşı aşılanma gerekmez.
Aşı olmayan topluluklarda otizm nadir mi?

Evet. Örneğin ABD’de otizm sıklığı yakjaşık 1:150 iken, Ohio eyeletinde yaşayan ve dini nedenler ile aşı olmayan Amiş adlı etnik grupta bu oran yüz kat daha düşük olup 1:15,000’dir.

OTİZMDEN KORUNMANIN YOLLARI

Doğum öncesi tedbirler

Hamile kalınmadan en az 6 ay önceden itibaren anne adaylarının aşağıdaki tedbirleri alması gerekir (Bu tedbirler birçok doğumsal anormalliği, prematüriteyi, düşük doğum tartısını ve birçok hastalığı da önleyecektir.
Varsa dişlerindeki civa içeren amalgam dolgu maddesinin çıkartılması.
Cıva ve diğer ağır metaller içeren balık ve deniz ürünlerinin yenmemesi (hamsi ve sardalye gibi küçük balıklar daha az ağır metal içerir).
Gebelik sırasında timerosal (cıva) içeren aşıların (grip, menenjit, tetanoz) aşılarının yaptırılmaması. İhtiyaç halinde menenjit (Hib) ve tetanoz aşılarının timerosalsiz olanlarının yaptırılması (Grip aşılarının hepsi timerosal içerir. Hamilelere grip aşılarının yaptırılması gerekmez. Çünkü grip sağlıklı beslenen bir gebeyi genellikle fazla etkilemez. Kaldı ki grip aşılarının koruyuculukları da oldukça kuşkuludur).
Taş devri diyetinin yapılması
Unlu ve şekerli gıdalardan kaçınılması
Bol taze sebze ve meyve yenilmesi
Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketilmemesi
Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yenmemesi
Yeterli balık yağı (omega-3) alınması (1-3 gram/gün).
Ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi omega-6 ve trans yağ asitlerinden zengin yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağların (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yenilmesi.
Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenilmesi.
Ekşimeyen yoğurtların, kaymak bağlamayan sütlerin tüketilmemesi.
Pastörize ve homojenize sütlerden mümkün olduğunca kaçınılması. UHT teknolojisi uygulanılmış olan kutu sütlerinin tüketilmemesi.
Özgür dolaşan hayvanların etinini ve yumurtasının yenilmesi
Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durulması.
D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenilmesi ya da D vitamini takviyesi alınılması (günde 2000 ünite kullanılması güvenlidir).
Kesinlikkle flor tablet takviyesinin yapılmaması, florlu diş macunu kullanılmaması, kullanılacaksa yutulmaması.

Doğum sonrası bebekte alınacak ek tedbirler

Zaten zorunlu olan fenilketonüri taramasının yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi (fenilketonüri de otizme yol açan bir hastalıktır, yenidoğan bebeklein topuğundan bir damla kan alarak yapılır).
İlk altı ayı tek başına olmak üzere anne sütünün bir yıl ya da daha iyisi iki yıl boyunca alınması
Çocuklarda yutmayacaklarından emin oluncaya kadar florlu diş macunu ve ayrıca flor tableti verilmemesi (sodyum florür toksiktir). Diş çürüklerinin en önemli nedeninin unlu ve şekerli gıdalar olduğu unutulmamalı.
Cıva içeren aşıların yaptırılmaması.
Sağlık Bakanlığının belirttiği zorunlu aşılar dışındaki aşıların yaptırılmaması.
Günde 1 gram kadar balık yağı tüketilmesi.
Ek gıdaların doğal olmasına dikkat edilmesi ve un ve şeker içeren gıdaların mümkün olduğunca verilmemesi (bebekte de Taş devri diyetini uygulayın)
Bebeğin güneşlendirilmesi ya da D vitamini takviyesi verilmesi (günde 1000 ünite -10 damla D vit 3- kullanılması güvenlidir.)

Kaynak: beslenmebulteni.com

Evde temızlıgı nasıl dogallastırabılırım???

Boraks Nedir? Nasıl Kullanılır?

Boraks, su, oksijen, sodyum ve bordan meydana gelen doğal bir mineraldir. Antiseptik, antifungal, antibiyotik özellikleriyle güçlü bir doğal dezenfektandır. Mantar oluşumunu önlediğinden koku giderici olarak kullanılabilir, yine bu özelliğiyle küflenmeyi de önler. 
Doğal ev temizliğinde sıklıkla kullanılan bir maddedir. Beyazlatır, suyun kirecini azaltarak yumuşamasını sağlar. Sindirim yoluna zarar verebilir bu nedenle yutulmamalıdır, hatta doğal bir mineral olmasına rağmen vücut dengelerini bozmamak adına solumamak daha doğru olur.
Boraks Nerede, Nasıl Kullanılır?
Çamaşır Temizliği: 
Elde çamaşır yıkarken arap sabunu, doğal zeytinyağlı sabun ya da doğal sabun rendesi kullanabilirsiniz. Lekeli çamaşırlar için boraks, limon suyu, hidrojen peroksit veya sirke eklediğiniz suya yatırdıktan sonra yıkayın.
Çamaşır makinesi için:
1 ölçü boraks, 1 ölçü çamaşır sodası, ½  ölçü karbonat karışımını deterjan gözünüze koyun ve makinenizi çalıştırın. Bu karışıma dilerseniz 1 ölçü doğal zeytinyağı sabunu rendesi de ekleyebilirsiniz. Renkliler için kullanırken doğal zeytinyağı sabunu rendesini 2 ölçü olarak arttırın boraks ve çamaşır sodası miktarını da yarım ölçü olarak azaltın. (Örnek: 2 çay bardağı doğal sabun rendesi, yarım çay bardağı çamaşır sodası ve boraks, çeyrek çay bardağı karbonat)
Diğer bir seçenek olarak yanmamış yağla üretilen arap sabununu bir avuç kadar makinenizin çamaşır haznesine koyun ve deterjan gözüne yarım çay bardağı boraks ile yarım çay bardağı karbonat veya 1 çay bardağı çamaşır sodası ekleyin.
Boraks ile doğal sıvı çamaşır temizleyici yapmak da mümkün: 
5 litre su (1 litresini kaynamış olacak)
2 su bardağı doğal zeytinyağı sabunu rendesi (1 su bardağı arap sabunu da olabilir)
1 su bardağı boraks
1 su bardağı çamaşır sodası
10 ml. dilediğiniz doğal aromatik yağ (lavanta yağı, portakal yağı, palmarosa yağı)
Doğal aromatik yağı, boraks ve çamaşır sodası ile iyice karıştırın daha sonra doğal sabun rendesini ve kaynamış suyu ekleyerek karışım homojen hale gelene kadar iyice karıştırın. Son olarak kalan suyu ekleyin. Bu karışımdan deterjan gözüne her seferinde 1 çay bardağı ekleyerek kullanın.
Doğal yağlar ve mineraller yüksek sıcaklıklarda daha etkili olurlar, makinenizi minimum 40 derecede çalıştırmanızda fayda var. Beyazları 60 derecede yıkamanız daha etkili olacaktır. Doğal sabun rendesini kendiniz hazırlayın çünkü sabun tozu olarak satılan ticari ürünlerde parabenler ve sentetik aromalar kullanılabiliyor. Daha yumuşak çamaşırlar için yumuşatıcı gözüne 1 çay bardağı doğal elma sirkesi ekleyin.
Bulaşık Temizliği:
Sıvı temizleyici isterseniz 1adet doğal zeytinyağı sabununu (yarım su bardağı arap sabunu da olabilir) rendeleyin. 1 çay bardağı boraksın üzerine 1O damla limon yağı, 6 damla biberiye yağı, 4 damla lavanta yağı, 2 damla portakal yağı damlatın ve yarım litre kaynamış su ekleyin. Bu karışımı iyice çalkalayın ve bulaşık suyuna yarım çay bardağı katarak kullanın ya da,

1 su bardağı boraks ve 1 su bardağı çamaşır sodasını karıştırın üzerine 10 damla portakal yağı, 5 damla limon yağı, 5 damla biberiye yağı ve 2 damla kekik yağı damlatın. Bu karışımdan her defasında yarım çay bardağı kadarını bulaşık suyuna karıştırın ve doğal sirkeli suyla durulayın.

Bulaşık makinesi için:
1 yemek kaşığı boraks
1 su bardağı limon tuzu (taneli ise dövebilirsiniz)
20 damla limon yağı veya portakal yağı
Tüm malzemeleri karıştırın, her yıkamada deterjan gözüne 1 yemek kaşığı ekleyin. 
Kötü kokan dolaplara küçük kavanozlar içinde boraks veya karbonat koyup 2-3 günde bir karıştırabilirsiniz.
Yer Temizliği:

Özellikle yağlı yüzeylerde 2 litre sıcak su, 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı sabunu rendesi (1 yemek kaşığı arap sabunu da olabilir), 1 yemek kaşığı çamaşır sodası, 1 yemek kaşığı boraks, ½ fincan doğal elma sirkesi, 10 damla palmarosa yağı, bergamot yağı, limon yağı veya portakal yağı karışımını kullanın, oldukça etkili bir dezenfekte edici elde edersiniz ve durulamanız gerekmez.
Banyo Temizliği:
1 su bardağı boraks, yarım su bardağı çamaşır sodası, yarım su bardağı karbonat ve 10 damla limon yağı (greyfurt yağı, lavanta yağı, portakal yağı da olabilir) karışımını küvet temizliği ve lavabo temizliğinde kullanabilirsiniz. Kötü kokuları gidermek için bir kavanoza boraks veya karbonat koyun.
1 tatlı kaşığı çamaşır sodası, 1 tatlı kaşığı boraks, 1 yemek kaşığı arapsabunu, 1 çay bardağı doğal sirke ve yarım litre kaynamış suyu karıştırın. Püskürtme şişesinde çalkalayıp duş çevresindeki duvarlar ve duşakabinlere sıkın. Sirkeli su ile durulayıp pamuklu bezle silin.
Tuvalet Temizliği:
Klozetin genel yüzeyleri ve oturma kısmının çevresi ve altını temizlemek için anti-bakteriyel sprey temizleyici: 1 su bardağı su, ¼ su bardağı doğal zeytinyağlı sabun rendesi (1 yemek kaşığı arap sabunu da olabilir), ¼ su bardağı boraks¼ su bardağı çamaşır sodası, 10 damla çay ağacı yağı(hint defnesi yağı), 10 damla lavanta yağı veya nane yağı. Püskürtme şişesi ile iyice çalkalayıp sıkın. Nemli bir bez veya süngerle silin.
Klozet iç yüzeyleri için: 1 fincan boraks, 1 fincan çamaşır sodası, ½ fincan karbonat, ½ fincan doğal sirke, ve 10 damla çay ağacı(hint defnesi yağı) yağı kullanılabilir. Bu karışımı dökün ve fırçalayın.
Klozetteki inatçı lekeler için: 1 fincan boraks, 1 fincan çamaşır sodası, 1 fincan doğal sirke, 1 fincan dövülmüş limon tuzu, 10 damla biberiye yağı veya lavanta yağı, 5 damla limon yağını karıştırın tamamını dökün ve 1 gece bekletin, sabah sadece sifonu çekin.
Yukarıdaki karışımları alaturka tuvaletler için de uygulayabilirsiniz. Tuvaletteki kötü kokular için çöp kutunuza bir miktar boraks ekleyin bakteri ve küflenmeyi önlediğinden kötü koku oluşmasını önler.
Halı Temizliği:
Yarım su bardağı boraks ve yarım su bardağı karbonatı karıştırın kötü kokan halılara serpin ve birkaç saat sonra süpürün. Bu kötü kokuları oluşturan bakteri, mantar ve küfleri dezenfekte edecektir.


yesılköüpükblogspottan.alıntıdır

8 Mart 2012 Perşembe

Tanışma

Merhabalar.Blog ısıne bende el attım bakalım neler cıkacak bızden.
Herkese hayırlı olsun