22 Mart 2014 Cumartesi

Evde Çikolata Yapımı

Merhaba efendim,

Uzun bir aradan sonra sizlerle bir çikolata tarifi paylaşacağım...

Bu tarifi bana veren hanımefendiye teşekkürlerimi iletiyorum ve geçiyorum tarife 

Evde Çikolata tarifimize :

EVDE ÇİKOLATA TARİFİ
3 Kahve Fincan şeker
3 Kahve Fincan un
1 Kahve Fincan kakao
6 Taze köy yumurtası
125 gr. tereyağı 
1 Kahve Fincan süt.
1 paket vanilya
Demişler ama ben asla hazır vanilya kullanmadım. 
Aktardan aldığım vanilya çubuklarını ortadan ikiye bölüp içinde ki pıtırcıkları bıçakla sıyırıp, sonra vanilya çubuklarını olabildiğince küçültüp mutfak robotundan geçireceksiniz. Şekerle vanilya böylece iyice harmanlanıp, karışmış olur. Hatta kek kurabiye yapacaksam önceden yarım kilo şeker alır, içine üç vanilya çubuğunu robottan geçirirdim. Şekerle birlikte küçük vanilya parçaları adeta kum gibi olana kadar çekerdim. Sonra çok ince delikli süzgeçten geçirip elenecek. İçinde parçalanmayan vanilya çubukları varsa yeniden robottan geçirip iyice un gibi olmasını sağlardım. Bir kavanozda saklardım. Lazım olduğunda örneğin, çikolata veya kek kurabiye yapacaksam bu vanilyalı şekerden kullanırdım. Ölçüsünü siz istediğiniz miktarda ayarlayabilirsiniz...Mikserden geçen şeker pudra şekeri kıvamına geliyor.
Siz eğer şeker ve çubuk vanilyalı böyle bir tarif yapacaksanız vanilya koymanıza gerek yok...
Yumurta ve şeker en az yirmi dakika kadar mikserde çırpılacak. Un, süt, kakao eklenip yeniden çırpmaya devam. En az 25 dakika bu karışım mikserde karıştırılacak. ( çikolatanın kıvamını bu karıştırma yönlendiriyor) asla zamanı kısaltmayın. Sonra tereyağ kısık ateşte eriyecek ve yanmamasına dikkat edin. Ilımaya bırakılmalı. Sıcak olmaması gerekiyor. Eritilen yağ tekrar karışıma ilave edilecek. Beş dakika karıştırıp, yağın karışımla bütünleşdiğinden emin olduktan sonra kalıplara buzdolabında dondurmaya bırakabilirsiniz. Yada tepsiye yağlı kağıt serip kaşık yardımı ile parçacıklar halinde yerleştirebilirsiniz. En az iki üç saat buzdolabında soğumaya bırakılmalı. İsterseniz fındık bile katabilirsiniz.

Ölçü isteğe göre çoğaltılabilir... Ben hep bu tarifin iki bazen üç mislini yapardım. Malum iki çocuk olunca .

Afiyet olsun...

11 Haziran 2013 Salı

Evde doğal cif yapımı..

Evde doğal deterjan tariflerimize bir yenisini daha ekleyelim istedim..

Oldukçada güzel bir tarif..
Teşekkürler Nuran Zembilciye bizimle paylaştığı için,


 Günlerdir biriktirdiğim yumurta kabukları ve sirkede beklettiğim limon kabukları ile cif yaptim. Ve ovdum. Sonuç mükemmel. 

Tarifi :20 yumurta kabuğu
 2 su bard.karbonat
4 limon kabuğu 
1 su bardağı sirke
(2 hafta limon kabuklarini sirkede beklettim.20 yumurta kabuğunu kurutup havanda ezdim. Limon kabuklarini süzekten döküp sirkeyi ayırdim. Ve bütün malzemeyi karıştırdım.iyice çalkalayıp istediğim kıvama gelene kadar sirke ekledim.)

30 Nisan 2013 Salı

Evde ıslak mendil yapımı

Değerli arkadaşıma bana tarifini yayınlama izni verdiği için teşekkür ediyorum..
Buyrun efendim,,,

 Ev yapımı ıslak mendil:
 Malzemeler: 1 kutu pamuk 1/2 su bardağı halis zeytinyağı 1 su bardağı içme suyu 1 kapaklı yassı saklama kabı Makas
Yapılışı: Önce su ve zeytinyağını cam kavanozda iyice çalkalayın. Çalkalamayı keser kesmez hemen resimdeki gibi pamuğu katlayarak kaseye yerleştirirken, her kata ayrı ayrı bu karışımdan arasıra çalkalamaya devam ederek dökün. Ağer çalkalamayı bırakırsanız hemen ayrışıyorlar çünkü. Son katı da döktükten sonra pamuğu ters çevirrek arkasına da kalanları dökün. Ben en fazla 3 kat yapıyorum ki kaba sığsın.
Elinizle bastırarak pamuğa karışımın iyice nüfuz etmesini sağlayın. Pamuğu fazla ıslatmayın, karışımımız damlamamalı. tam ıslak mendil kıvamındaki kadar ıslak olmalı. Sonra ilk kat pamuğu kaldırarak elinizle yanlardan çekerek 2 ye hatta benim yaptığım gibi 3 e ayırabilirsiniz. Böylece istediğimiz inceliğe de ulaşıyoruz. Akabinde makasınızla istediğiniz büyüklükte kesip kullanabilirsiniz. Bebişlerimizin popişine layık katkısız, tertemiz doğal ve yeteri kadar kayganlıktaki ıslak mendilimiz hazır. Üstelik yenidoğanlardaki sarı sarı kaka lekelerini bile ciltten kolayca tek sürüşte çıkarıyor. Bebeğimizin cildini örselemiyor. Pişiği de önlüyor. Kapağımızı her kullanımdan sonra kapatalım.
İyi günlerde kullanın.
Bir de bana iyilik için dua edin ;)
Sevgiler
Emine Ceylan




30 Mart 2013 Cumartesi

Çocukla Başetmenin Yolları


Çocukla Başetmenin Yolları

Çocukla baş etme yollarını bilen var mı? Bir çocuk nasıl susturulur, “Otur” deyince nasıl oturtulur, misafirlikte nasıl misafir gibi davrandırılır, nasıl istenilen her şey yaptırılır? Bu başlığı attığıma bakmayın, ben bu yolları bilmiyorum. Bunu yapmaya çalışan anne babaların ve çevrenin uyguladıkları yöntemleri de vicdanım kabul etmiyor.
Peki, sizce çocuk bir dert midir, baş edilsin?
Çocuğuyla baş etmeye çalışıp, amacına ulaşan bir tek anne baba göremezsiniz. Ama “Şunun kızı çok uslu, hiç kıpırtamaz; onun oğlu çok sessiz, hiç gıkı çıkmaz” cümlelerini duyar gibi oluyorum. İşte mesele çocuğa bakış açımızda saklı. Susan, sessizce oturan, konuşmayan, kıpırdamayan, sorgulamayan bir çocuksa umduğumuz, her şeyden önce kendi anne babalığımızı sorgulamamız gerek.
Eşimin bizzat yaşayıp anlattığı şu olay oldukça üzücü ve manidar: Bir gün araba pazarında gezerken, ağlayan bir çocuk görmüş ve bir süreliğine olaya kulak misafiri olmuş. 5-6 yaşlarındaki çocuk, hüngür hüngür ağlıyor. Polis amcalar gelmiş, yardım edecekler. “Gel, seni babana götürelim.” diyorlar, çocuk direniyor ve daha çok ağlıyor. “Arabayla yavaş yavaş gezelim, sen babanı görünce gösterirsin.” diye uzun süre dil döküyorlar. Çocuk “Yok ben, karakola gitmem.” diye feryat ediyor. Ağlaması babasını kaybetmekten ziyade, karakola götürülme korkusundan. Sırf yaramazlık yaptı diye “Bak seni polislere veririm, karakola bırakırım.” korkutma cümleleriyle kim bilir kaç kez adam edilmeye çalışıldı, kim bilir kaç kez onuruyla oynandı… Sonuç iç güvensizliği ile kimselere güvenemeyen, korkmuş, sinmiş, ezik bir çocuk.
“Ceza ile, korkutma ile çocuk adam olmaz. Ceza çocuğun duygu dünyasına zarar verir ve bir süre sonra da duyarsızlaşmasına neden olur.” diyor Anadolu Pedagojisi. Anlık ve geçici rahatlıklar uğruna, kaç çocuğun onuru harap edildi kim bilir? Her ortamda pek çok olayla karşılaşıyoruz her birimiz.
Varsayın ki bir hastanedesiniz. Dişiniz ağrıyor, kalabalık, bir saat oldu geleli ve hâlâ sıranızın gelmesini bekliyorsunuz. Karşınızda oturan hanımın çocuğu bir o yana, bir bu yana koşturuyor. Zaten yorulmuşsunuz, hastane kokusu, gürültü, kalabalık, bir de ağrılarınız… Bunca sıkıntı yetmiyormuş gibi “Bir de bu bacaksızı mı çekeceğim?” diye mi geçirirsiniz içinizden? Çocuk sürekli konuşuyor, zıplıyor. Ne yaparsınız? Sanki çocuğun başka bir seçeneği varmış gibi, çocuğa ters ters bakıp, annesine dönüp, “Ne ilgisiz kadın, şuna bak çocuğunu nasıl yetiştirmiş.” dercesine kadını gözlerinizle yerin dibine mi geçirirsiniz?
Bir de bu kalabalıkta sıkılıp, hoplayıp zıplayan çocuğun annesi olduğunuzu varsayın, o zaman ne yapardınız? Rahatsızlığınız var, mecburen geldiniz hastaneye, çocuğunuz da yanınızda bir türlü susmuyor, oturmuyor, herkesin gözü üstünüzde. Utanıp, sıkılıp, çocuğunuza sessiz tehditlere mi başlarsınız: “Sus bak bir daha dışarı çıkarmam.” Üzerinize çevrilen gözler artıp, mesele çözülmediğinde sesli tehditlere başlar, sonrasına bağırmalarınızı ekleyerek çocuğa karşı mücadeleye devam mı edersiniz?
İşte karşı tarafın beklediği an… Tabiri caizse; sahibinin taşladığı köpeği, herkes taşlar. Sizin of, puflarınızı gören el alem başlar çocuğa karşı tehdit, yalan, aldatma içeren konuşmalara. Ne polisin kötülüğü kalır, ne doktorun iğnesi… Amaç tek; çocuk yeter ki sussun. Herkes bir çocuğu alt etmek için seferber olur. Oysa gayeleri, çocuğu susturduklarında daha rahat konuşmaktır. Yapacakları onun bunun dedikodusundan daha mı zararlıdır çocuğun şen sesi? “Hiç kafam götürmüyor.” diyen teyzeler, amcalar nedense bir tek çocukların sesine karşı bu kadar hassaslar.
Bizim bile sıkıldığımız yerlerde çocukların bunalması doğal değil midir? Böyle ortamlar genellikle bol asabiyet, dedikodu gibi olumsuzlukların olduğu ortamlardır ve çocuklar negatif enerjiden çok çabuk etkilenirler.
Bazen sıkıntıdan, bazen de neşelerinden onlar hoplayıp, zıplayıp, koşacaklar. Bir çocuğa “Koşma!” demek, bir kuşa “Uçma!” demek gibidir. Çocuğu bir şekilde küstürüp, köşeye sinmesini sağlarsınız, ama kolunu kanadını kırmış olursunuz. Onurunu incitmiş, ruhunu yaralamış olursunuz. Çocuğun onuru kimin umurunda, değil mi? Günü kurtardık, sorun çözüldü, çocukla baş edildi(!)… Gerisi kimin umurunda…
Gücümüz bir tek çocuklara yetiyor çünkü. Bütün sıkıntılar birikir, komşuya kızarsın, eşine sinirlenirsin, ağrıların artar, ev işleri yorar, müdürden fırça yersin… Hepsinin son damlası çocuğun bir hareketi olur ve bütün hıncını ondan çıkarırsın. Nasıl olsa o bir çocuk, unutur, bir şeyden anlamaz, karşılık vermez. Biz büyüğüz ya(!), istese de veremez.
Ne kadar vicdansız oluyoruz bazen, fazlasıyla kibirli ve enaniyetli… Çocuklara yüklediğimiz negatifliklerle çocukların durdurulamaz ve bizi anlamaz olmaları çok doğal değil midir?
Çocuğumla yoldan geçerken elimden tutmasını istiyorum, araba geliyor. Kızım ise bu sefer elimi tutmak istemiyor. Bizim telaşımızı gören bir anne gözlerini açıp, kızıma bağırıyor, “Şiiişt doğru yürü bakayım.” Sonra çocuğum ağlamaya başlıyor. Bu hanım belli ki bana yardımcı olmak istedi ama yardım bunun neresinde? Ben de kalkıp deseydim, “Bak teyze çok kızdı, dövecek”… Çocuğumun bana güveni kalır mı? Sadece kendi iradesini kullanmak istiyordu ve fark edemediği tehlikeyi anlaması için bir kenara çekilip ona durumu anlatmam yeterli. Çocukları korkutarak adam edemezsiniz. Korkutmak, kandırmak onları ezer, sindirir. Bugünün ezilip küstürülen çocukları yarının mutsuz ve problemli insanları olmaya aday maalesef.
“Peki, çocukla nasıl baş edeceğiz?” diyenleri cevapsız bırakmayalım; çocukla baş edilmez, çocukla işbirliği edilir. Siz ona hanımefendi, beyefendi gibi davranırsanız ve yalanlardan, dolanlardan uzak tutar, masumiyetine saygı gösterirseniz, bakın nasıl da değişiyor herşey. Nasıl güzel anlıyorlar her bir cümlenizi, kendilerini nasıl doğru ifade ediyorlar… Ama önce onların çocuk olduklarını ve doğal olarak hangi ortamda olurlarsa olsunlar çocukluklarının gerektirdiklerini yapacaklarını kabul etmek gerek. Sıkıldıkları zamanlarda neden sıkılıyorlar, yorulduklarında ya da huzursuzlandıklarında neye ihtiyaçları olduğunu doğru anlamak gerek. Bu da çocuklara değer vermekle başlıyor. Kendi rahatımızdan daha çok onların ruhsal ihtiyaçlarını ön plana alabilmeli. Elalem baskısına rağmen, onlara nazik olabilmeli. Bütün olumsuzluklara rağmen, çocuğunuzla iletişiminizi ve kibarlığınızı gören çevre efradının çocuğa bakışı değişiyor.
Hastane konusuna geri gelirsek, böyle bir ortamda çocuğum sıkılmış ve hoplayıp zıplıyor ve herkesin sinirli bakışları üzerimde. Ben ne yapardım? Tehdit, kandırma, korkutma olmadan da onu rahatlatabileceğimin garantisini verebilirim, yeter ki anne çocuğunu tanısın. Orda çocuğuma bir oyun geliştirir ben de onunla oynardım. “Hadi beni yakala.” deyip, ben de koşardım. Ya da çantamdan bir kağıt çıkartıp, “Hadi seninle resim yapalım.” derdim. Ya da “Hadi etraftaki sarı renkleri bulalım.” …
O çocuğu hastanede saatlerce bekletmek onun seçimi değil ya da çok sevdiğimiz arkadaşımıza akşam oturmasına gitmek de onun seçimi değil. Mecburen ya da keyfen yanımızda oradan oraya sürüklediğimiz çocuklarımızın anlaşılmaya ihtiyacı var.
Karşımızdakinin küçük savunmasız bir insan olduğunu her an hatırımızda tutmaya çalışırsak, belki insafa gelir acımasızlaşan yanımız. Kendi rahatımızdan vazgeçebilmeye cesaretimiz yoksa, el alemin lafına kulağımızı tıkayamayacaksak çocukla baş etme telaşımız ömrümüzün sonuna kadar sürer, gider. Hayatı kendimize zindan ettiğimiz yetmezmiş gibi, çocuklarımızın geleceğine ellerimizle mutsuzluk ekmiş oluruz.
Çocukların misafirlikte misafir, hastanede hasta gibi davranmasını beklemek bizim yanlışımız. Çocuklar her yerde çocuk… Saygı görmek ve saygın nesiller yetiştirmek istiyorsak ister anne baba olalım, ister birilerinin el alemi; çocuklara saygı göstermeliyiz, hem de kendimize beklediğimizin çok daha büyüğünden.

Gonca Anıl

Not:Gonca hanıma yazısını yayınlamama izin verdiği için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum.Selamlar..

11 Mart 2013 Pazartesi


Hugo Chavez, bir daha ölmeyeceksin


Bitti.
Geçtin o eşiği.
Ölümsüzlük ülkesine hoş geldin.
Onur ve erdem ölebilir mi?
Balıkçı Hasan senin resmini tezgâhına asmıştı.
Pazardaki naylon terlik satıcısı Karslı genç arkadaşına seslendi:
“Bir oğlum olursa adını Chavez vereceğim.”
İyi de ben niye şaşırmadım halk katmanındaki bu sevgiye.
Benim ülkemle arasında binlerce kilometre olan Venezuela’nın delikanlısı içindi bu sevgi.
Karslı genç akşama kadar belki de birkaç çift terlik bile satamayacaktı.
Ekmeğini değil, bu aziz insana saygı ve sevgiyi öncüllemişti.
Çünkü sadece Venezuela’nın değil tüm dünyanın delikanlısı idi.
Üçüncü dünya ülkelerinin haklarının savunucusu idi.
BM’nin Irak’ta uyguladığı ambargoyu kınayıp, adaletsiz bulan Chavez, ambargonun derhal kaldırılmasını talep etti.
Müslüman ülkelerin bile derdine ağlamadığı görmezden geldiği Irak’a gidip de,  Körfez Savaşı’ndan bu yana '’Irak’ı ziyaret eden ilk yabancı devlet başkanı’’ sıfatın ölebilir mi sahi?
Amerika’nın Irak politikasını “gücün kötüye kullanılması” olarak yorumlaman.
George Bush’a “emperyalist şeytan, sen bir ahmaksın, Bay tehlike” diyen.
ABD büyükelçisini sınır dışı edince, “defolun gidin pis Yankeeler” diye özgürce haykıran.
Küba ve İran gibi 100’den fazla ülkenin yanında yer aldığı “bağımsız hareket grubu”nda aktif rol alan.
İMF ve Dünya Bankası ile ilişkileri koparıp Ulusal Banka’nı kurman.
 İsrail’in Lübnan’a saldırmasına tepki olarak, Venezüela’nın İsrail’deki büyükelçisini geri çekmen.
 İsrail’in Gazze’ye saldırması üzerine ülkendeki İsrail büyükelçisini ve 6 görevliyi sınır dışı etmen.
'’Korkak’’ dediğin İsrail ordusunun, Gazze’deki uygulamalarının '’devlet terörizmi’’ olduğunu ilan eden.
Filistin’i bağımsız bir ülke olarak tanıyan.
Filistin’de ülkenin büyükelçiliğini açıp başkent Karakas’ta Filistin Büyükelçiliği açan. Filistin’in BM üyesi olmasını destekleyen.
Ülkenin üniversitelerinde, ilk ve orta dereceli okullarında Filistin meselesinin ders olarak okutulmasını sağlayan.
 Gazze’ye uygulanan ambargodan sonra ülkesindeki öğrencilere Filistin haritasını dağıttıran.
11 Eylül 2001’de kulelere yapılan saldırının ardından, ABD’nin Afganistan’daki Taliban ve el-Kaide örgütleri karşısında başlattığı savaşı, '’Terörle, terörist üslupla savaşıyor’’ diye niteleyen.
Bir kahraman ölebilir mi?
İnsanlık tarihinin altın harflerle yazdığı beyaz yürekli kara çocuk, mazlum halklara yaptıklarınla unutulabilir misin?
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, sanki tüm mazlumların tercümanı gibi senin ardından demeç verdi:”Venezuela halkı cesur ve yiğit bir evladını, dünya bilge ve devrimci bir lideri kaybetti.”
Ahmedinejad, “mümin ve inançlı” olarak tanımladığı Chavez’in, insani ve ilahi değerlere, adaletin hâkimiyetine, erdemli ve dürüstlerin liderliğine inanan bir insan olduğunu vurguladı.
“Chavez, gerçekte halkına hizmet, insani ve devrimci değerleri savunma yolunda bir şehittir” ifadesini kullandı.
İnsanların sevgilisi ve dostu Chavez’in fiziki olarak insanların arasında olmadığına değinen Ahmedinejad, onun ruhu ve temiz düşüncelerinin tüm halklara ilham kaynağı olacağı görüşünü dile getirdi.
“Hugo Chavez, insanlık, adalet, iman, dürüstlük, aşk ve özgürlük yaşadığı sürece yaşayacak. O, halklar yaşadığı müddetçe yaşayacak, bağımsızlık, sevgi ve adalet için mücadele edecek.”
Gördün ya.
Sadece bir kere öldün ama sonsuza dek yaşayacaksın.

Mine Alpay Gün

5 Mart 2013 Salı

Rahat bırakın bizi....


Anneler adına bu satırları yazmak istedim….

Hep annelere neden bu kadar sabırsızlar,neden bu kadar tahammülsüzler derken annelere ne çok haksızlık yaptığımızı farkettim…

Anneleri hiç anlamıyoruz-anlamayada çalışmıyoruz.

Anneler sabrı tükenmiş elektrik yüklü trafolar gibiler.Peki ne olduda bu hale geldiler.

Allah bütün çocuklarına yetecek kadar sabrı ve tahammülü anneye veririmiş.Peki bu annelik yeteneği nereye kayboldu,nerelere gittide geri gelmiyor bir türlü….

Ben gördüğüm sebeplerden sadece bir kaçını size yazayım istedim.

Annenin derdi bebekle başlamıyor ki,taa hamilelikte başlar dertler ve sorular!!!
       -Çocuğun cinsiyeti kız mı erkek mı?
Eğer kızsa
       -Hııı olsun canım kız çocuğu daha hayırlı diye teselli eder gibi söylemler başlar.

Anne bunu önemsemez gibi görünür ama bilinç altı kaydeder ilerde kullanmak üzere.

Doğum olur,eğer bebek şöyle en az 3.5 kilo değilse ayyy ne kadar zayıf söylemleri öncekilerin yerini almıştır bile…

Anne takmaz gibi gözükür ama için için üzülür de.

Sonra bebek sık sık emmek ister,kucaktan inmek istemez,yine başlar bizim çok bilen kesim ayy bu çocuk doymuyor mu,kucağa alıştırmışsın sen bunu,kokuna alıştırmışsın sen,sütün yetmiyor işte mama versene,biz kucağımıza bile almadan büyüttük havaları…

Anne yine önemsemez ama içinde şüpheler kurt gibi kemirmeye başlamıştır bile sütüm yetmiyor mu acaba soruları???(buna ne kadar dayanır bilinmez,yenilip mama vermesi an meselesidir)

Sonra bebek az kilo aldıysa hah biz sana demedik mi vermedin mama çocuğa bakamadın tavırları…

Geçer sonra bugünlerde,gelir çocuk 1 yaşına söylemler değişmiştir artık.
Merak dönemi başlamıştır çocuğun tabii bununla beraber kurcalamalar döküp saçmalarda beraberinde…
Yine başlar bizim çok bilmiş avareler sen buna çok yüzveriyorsun,hiç kızmıyorsun böyle çocuk mu olurmuş???muş muş muş yaniiii

Yine biraz daha insaflı olanlarda çekmece nasıl bantlanırda çocuğun ellemesi engellenir tarifi verirler yemek tarifi verir gibi.Offfff



Çocuk yatakta zıplar söylenirler,yerinde duramaz söylenirler,tabağı taşırken düşürür söylenirler,üstüne yemek döker söylenirler,kendini öptürmez söylenirler.

Her şeyi bilen bilge(!!) insanımız söylenecek bi şey bulmakta üstüne yoktur onun.
Eğer çocuk birde yemek seçiyorsa aman yandık ki yandık
     -Alıştırmamışki annesi,
     -Çocuk dediğin çorba yer,
     -Aaaa danone vermiyormusun !!!

Anne buna nasıl dayansın yahu bu kadınında bir kalbi var demez kimse nedense,1  susar 2 susar 3 susar birde bakarki o da söylenen bir anne olmuş çıkmış..

Çocuğunu yük görür olmuş.
Çocuk ağzıyla kuş tutsa yaranamaz artık anneye..

Bu milletin hiç işi gücü yokmu arkadaş söylenmekten başka,,,
Diyeceksiniz şimdi sizde bana Türkiyedeki işsizlik rakamlarından haberin yok mu senin…

Var efendim var da,ahkam keseceğimize proje üretsek,bilim çalışsak dünya devlerine girerdik zinhar..

Hep başkalarını eleştirirken birde kendimize bakalım..Bunları bizde yapmıyormuyuz??

Emin olun bundan çok daha fazlasını yapıyor/yapılıyoruz..

Anneleri rahat bırakın….Lütfen…

Not:İzinsiz alıntı yapılamaz..

1 Şubat 2013 Cuma

Hediye sahibini buldu,,,

Sabahtan beri nette sorun vardı sonucu yazamadım.Kusuruma bakmayın..

Efendimiz kitabının sahibi GÜLİ  isimli izleyicimiz..

Tebrik ediyorum kendisini ve goparadays@hotmail.com adresine maılle adres bılgılerını gondermesını rıca edıyorum..

Hepınıze ıyı hafta sonları..