12 Haziran 2014 Perşembe

Anadolu pedagojisiyle çocuk terbiyesine dair notlar..

Bu notlar Ümmü Gülsüm Uğuz Arkadaşımın derlediği notlardır..Faydalanmak niyetiyle...

Çocuk yetiştirme 2 sütun üzerindedir.
1- Duyarlı hissedebilen bir çocuk olacak2- Etken olacak Yani duyarlı bir etken olacak.Tüm bunlar ancak 1) Kendi içine doğru derinleşebilmiş, kendi duygularını hissedebilen bir çocuğun o duygularını dizginleyebilmesi ve kontrol edebilmesi ile mümkündür. Eğer kişi kendi duygularının esiri olmuş ise o takdirde bu özelliklere sahip olamayacaktır çocuk. Kendi haz kanallarını kontrol altında tutabilmesi ancak o çocuğa insan muamelesi yapılmasıyla mümkündür. Eğer o çocuğa yetişmesi evresinde azarlanmış, terslenmiş, aşağılanmış ise bu çocuk kendi haz kanallarını kontrol altında tutamayacaktır. Aşağılanmış bir çocuğun kaybettiği özellik, iradesidir. İradesini kaybeder, nefsini kontrol etmeyi kaybeder. Aşağılandıkça, küçük düşürüldükçe, cezalandırıldıkça, mükafatlandırıldıkça, koşullandırıldıkça kendini duymayı kaybeder. Bir çocuk içinde yetiştiği aile itibarıyla insan olma fonksiyonlarını eda edebiliyorsa, HİSSEDEBİLME (Duyabilme) yeteneğinde olur. İçinde duyma, kalbinin şurasında duyma, acıyı duyma, sevinci duyma, heyecanı duyma. kulakla duyma demek değil bu. kalbi kıpır kıpır oluyor demektir. İçinde duyma, sızıyı duyma, hüznü duyma, her insan kendi elini göğsüne koysa işte şurası dediği yerde duyma, bazen kendisini ağlamaya, sevince iten içerdeki bir nokta. Bu işte çocuğun MANEVİ yaşamını organize eder. Allahı'ı duymada, kendini tanımada çok işine yarar. Kendi duygularını tanır. Kendi duygularını yönetir. Kişi nefsinin arzularını idare edemezse etrafındakilere zarar verir. Haz öteleme eğitimi olmayan kişilerdir bunlar. Dürtülerine edilgen olmuşsa, nefsinin arzusuna kapılmışsa ehliyetsiz araba kullanan gibidir. Nereye çarpacağı kime zarar vereceği belli olmaz. Dürtülerini elinde tutabilme iradesi kazandırmak lazım. ÇOCUK YETİŞTİRME YETENEĞİNİN ÖZÜ ÇOCUĞA İRADE KAZANDIRMAKTIR. Hem duyan, hem hisseden bir çocuk. Neden? Çünkü duydukça Allah'ı duyacak, çünkü duydukça empati yeteneği gelişmiş olacak, karşıdaki ağlayan kişinin hissini kendi kalbinde hissedecek, karıncaya basmayacak. Duyan bir kişi olacak. Aidiyet duygusuyla da ailesine bağlı olabilmesi, toplumuna bağlı olabilmesi, milletine bağlı olabilmesi, insanlığa bağlı olabilmesi ancak duyabilmesiyle mümkündür. Duyabilme yeteneği olmadan irade sahibi olmak çocuğu BİREYSEL yapar. Batı çocuğu duyarsız bir irade (özgüven) sahibi olmaya alıştırıyor. Ancak anlayabilen ağlayabilir. Ağlayabilmek bir erdemdir. Neyin erdemi? Duyuyor olmanın erdemi. Empati gücünün varlığı. Kalp damarlarının tıkanmadığını gösterir. DUYABİLMEK İÇİN => Hissedebilme Yeteneği... Empati...YENİDEN HİSSEDEBİLMEK İÇİN (ANNE - ÇOCUK)1- YAVAŞLAMASI lazım. Yavaşlamak...Teenni Rahmandan, Acele Şeytandandır.2- Kişinin kendi içine dönmesi, kendini dinlemesi, duygularının hareket ettiği noktadan ne geliyor olduğunu bilmesi lazım. Kendini odaya almak, koltuğa oturup gözlerini kapatıp hayret makamında sanki gökyüzünden sükunetle seyretmesi lazım. 3- Beş duyu organını kullanarak kainatın kendisine duyurduğu şeylere kulak kabartması lazım. Taaa içinde, kalbinde hissederek duyabilmeli. Kuş sesi, rüzgar, çiçek, yemek...4- Sessizlik. (Sesizlikle birlikte Kuran-ı Kerim dinlemek-okumak)

ÇOCUK EVİMİZE GELMİŞ AZİZ BİR MİSAFİRDİR. ADEM GÜNEŞ. (Siz misafire nasıl davranıyorsunuz, çocuğunuza nasıl davranıyorsunuz bir düşünün)

ÇOCUKLAR NASIL TERBİYE OLUR?Hayvanlar ceza ile, çocuklar vicdan ile terbiye olurlar.Vicdan Eğitimi (Terbiyesi)1- Güven Duygusu: Anneye güven duyma ile başlar. Anneye sınırsız bir güven olmalı. 2 sene anneyle yatmalı. 2. seneden sonra babaya güven duymaya başlar. 2- Aidiyet duygusu: Çocuk hangi aile içerisindeyse o ailenin huzurunu, keyfini, o ailede olmanın mutluluğuyla ben bu ailenin bir ferdiyim diye aitlik duygusunun gelişmesi lazım. Misal: Evde haftada 1 gün 1 saat kitap okuma günü yapılırsa o sessizlikte çocuk o aileye ait olmanın keyfini yaşar. Haftada bir gün sinema keyfi yapılıyor olması lazım. Anne mısır patlaklarını hazırlamış, masanın üstünde içecekler, ta ta ta taaam diyerek ışıklar kapatılıp film izlenebilir, cemaatle namaz kılınabilir. Aidiyet duygusundan sonra davranış eğitimi başlar. Merak duygusu ve sevme / sevilme hissi de yan unsurlar. Anadolu pedagojisinde ceza olmadığı gibi mükafat minimumdur. Çocuk otomatik olarak anne babayı sevmez. Anne-babanın kendilerini sevdirdikleri kadar sever.

Çocuklara eşit davranmayın, onlara ADİL davranın. 

İlaçla çocuğun tedavi edilmesi etik değildir. Çocuğun hızlılığı hastalık değilse anne baba yetersiz kendi çıkarı için ilaç vermek etik değildir.Acıyı duymak istemeyen insanın hareketleri hızlanır.Kendini duymak istemez…


Çocuk beklendiği gibi olmazsa eşe yansır, eşler arası iletişim çocuğa da geçer. Kısır döngü olur.Ailede kabul gördüğünü, kendini güvende hissetmesi halidir.Annem üzülecek babam kızacak korkusu olmamalıdır.Zıplamayan çocuklar sakar olur.Zıplama esnasında gerilme ve diğer hareketlerle beyin işlevini geliştirir.Çocuk kötü ve saldırgan değildir. Kendini korumak için..Saygısızlık değildir. Öfke değildir. Sebepsiz yere ısırmaz tükürmez vurmaz.Çocuk yetiştirmek geniş olmaktır.Çocuğun içerisinde yol haritası vardır.Çocuğun ruhen dengeli 1-var olduğu haliyle kabul görmesi2-duygusal yakını olması (güvenli bağlanma, anne reddetmezse, “2 yaşına kadar, sonra 3,5-4 yaş güvenli ayrılmadır. Kardeş ister. 3-koşulsuz saygı görmesi gerekir. Koşul öne sürmek kişiliksizleştirmedir.

Meslekler psikolojik olarak 1-makine meteforu ile çalışanlar: asker, doktor, hakimMesleği ile hemhal olur, bazı yeteneklerini kaybeder farkına varmaz. Fazla hissetmemesi lazım mesleği gereği. Duyusunu zayıflatması, itibar yüceltmesi, zamanın hızlanması gerekir. Eş ve çocuklar için lazım gelenler kaybolmaya başlar. 2-Hermalatik ile sorgulamayla duyularla çalışanlar, yazarlar, sanatkarlar….

Hiperaktif içinde sorun barındırdığından dolayı yılışıyor, duyarsızlaşıyor.Başkalarının istediği gibi olan sağlıklı değildir.Ergenlikte reform için ceza ve mükafat olur.Form döneminde 3-4 yaşındaki çocuklarda ceza mükafat olmaz.Kararlı durmak ceza vermek değildir.

Problem insan içi başka dışı başka olanlardır.Sahte benlik üretmiş Çocuğun yaptıkları yansıyandır. Benlik yapılanmasında sahte benlik üretmeye başladıysa problem var demektir.Kişilik; Yunancada tiyatro oyuncularının kullandığı maskedir. Dış dünyaya yansıttığı hali kişiliğidir. İç dünya ile dış dünya ne kadar yakınsa (algılanma ve içinde hissettikleri)Ergenlik döneminde en çok duyulan söz hiç çocuk olmadım ki…Öğrendikleri anne babasının zorla öğrettiği için meraklı değil.Kendini sunan çocuklar….

İrade ve vicdan kazanmamışsa çocuk eğitimi başarılıdır denemez.

İradeyi zayıflatan ceza ve mükafattır koşullandırma da aynıdır.Anne babasının istediği gibi davrananın iradesi zayıf olur.Var olduğu haliyle davranan kendini sunan çocuğa sağlıklı çocuk denir.

Pedagoji: Çocuğa tesir eden gelişim durumları ile eşler arası ve aile işi iletişimin çocuğa etkisini araştırır.Rolleri uyum içinde götürebilene sağlıklı kişi denir.

Duygusal ihtiyaçların karşılanması günler alacak bir şey değildir. Duygusallığın Doyurucu nitelik için vaktinde ilgilenmek ve yeterince ilgilenmek Adil davranışla ihtiyaclar görülür ve vaktinde görülürse duygusal ihtiyaç giderilmiş olur.

çocuk eğitiminde başarılı olmak isteyenler büyüklük tutkusundan kurtulması lazım.

GÜVEN, yemek istemediği bir lokmayı zorla ağzına tıkmaya çalışmamaktır.GÜVEN, size su getirmek için koştuğunda “Sen düşürürsün” deyip elini tutmamaktır.GÜVEN, çocuğun eşyalarını ondan izinsiz başkasına vermemektir.GÜVEN, “Ben sana yardım ediyorum” dediğinde onu hafife almamaktır.GÜVEN, çocuğun “Saçları bozulmuş” dediğinde “Ne olacak canım! oyuncak bebek işte” dememektir. Onunla birlikte taramaktır saçlarını.GÜVEN, çocuğun sözünü, sesini içinde duymaktır.GÜVEN, çocukça isteklerine çocukça nazarla bakabilmektir.GÜVEN, annesini – babasını her ihtiyacında, her seslenişinde yanında bulmaktır.GÜVEN, konuşmaya başladığında onu susturmamaktır.GÜVEN, “Korkuyorum anne!” dediğinde “Buradayım yavrum” deyip sarılmaktır.GÜVEN, kardeşi doğduğunda O’nu hemen büyütüp “Sen büyüdün, Abla oldun” dememektir.GÜVEN, çocuk merakla bir yere baktığında “Orda bakılacak birşey yok!” dememektir. Dakikalarca oraya bakmak demektir.GÜVEN, gece uyanıp yanına geldiğinde “Hadi yatağa dön” demeden ona sarılmak, onu yanınıza almaktır.GÜVEN, Tuvalet eğitimi verirken altına yaptığında “Gene mi?!” dememektir.GÜVEN, bir sürahi suyu bilgisayar masasına boşalttığında “Ne yaptın” diye çığlık atmamaktır.GÜVEN, onu evinde serbest bırakmaktır.GÜVEN, evi çocuğun rahat edeceği hâle getirmektir.GÜVEN, her sorusuna cevap vermek, bilmediğinizde ise “Bilmiyorum” diyebilmektir.GÜVEN, elindeki eşyayı hışımla çekip almamaktır.GÜVEN, çocuk etrafı seyrederken, sizin de aceleniz varsa, yakasından tutup zorla götürmemektir.Çocuk deyip geçmeyin programından güven duygusu konusunda aldığım notlardan…Peki sizce çocuğa GÜVEN duygusunu nasıl kazandırırız veya nasıl kaybettiririz?

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir Annenin Kendine Yolculuğu 4-5....


TERAPİ GÜNLÜĞÜM 4

ANNELER VE KIZLARI(KISIM 1)

Gözümü dünyaya açtığımda ilk onu görmüştüm… Annem olduğunu biliyordum beni kucağında sımsıkı tutan daha 19 yaşındaki bu genç kadının. Ağlıyordum, onun bahtsızlığına benim küçücük çaresizliğime… Onunla büyüdüm, yaş aralığımız azdı arkadaş oldum ona, onun tüm yükünü çektim. Seviyordu beni babamın sevmediği kadar, şefkat gösteriyordu bana babamın göstermediği kadar. Annemdi o benim, herşeyimdi öyle ya… Zorluklarla büyüdüm, ergen olamadım, genç kız olamadım, didindim dağılmış ailemin yarısını bir arada tutmak için. Tuttum… Ben hiç ben olamamıştım… Bir yarım annem olmuştu diğer yarım babam… Onların gözünden sözünden düşüncesinden tanımlamıştım kendimi tıpkı diğer tüm çocuklar gibi. Ben de onlar kadar değerliydim onlar kadar insandım… Sonra bir gün anne oldum ben de, kucağımda doğuramadığım çocuğa bakarken buldum kendimi…

İçimde taşıdığım anne ve babayı ortaya çıkarmıştım. Korkunç günler geçiyordum. Anne olmuştum hani bir mucize bekliyordum neredeyse… Şefkat hissini sevgiyi arıyordum kalbimde, bulamıyordum. Bir yabancının eli gibi dokunuyordum oğluma… Ne de çok kız istemiştim oysa, çocukken kaybettiğim kendimi bulmak adına….

Terapiler devam ediyordu. Babamın negatif etkilerinden kurtulmuştum ancak bu sefer annem olmuştum. Kaçış yoktu bundan her kız ileride annesi olacaktı. Çünkü o anne olmayı öyle öğrenmişti. Ben de farkında olmadan annem olmuştum. Annemi belli bir süreye kadar çok sevdim, ona hiç karşı çıkmadım ona hep minnet duydum. Ancak bir gün içimde büyümüş yerleşmiş olan kocaman bir değersizlik hissiyle karşı karşıya kaldığımda bunun babamdan değil de annemden kalan bir miras olduğunu gördüm. Çocukken hep eleştirirdi beni, hep başkalarının kızlarıyla kıyaslanırdım. O çok hanımefendi o çok ev işi yapan o çok hamarak kızlarla… Ben anneme layık bir kız değildim öyle diyordu annem. Zaten ben kimdim ki, beceriksiz eline aldığı bardağı bile iki dakikada kırmayı başarabilen biri… Dur taşıma kırarsın diyordu çünkü annem. Düşersin, acırsın, kanarsın, aman yapma, sakın ha, dur, ben yaparım, beceremezsin… Benim kızlar çok dağınık, anneleri gibi olamadılar hep babalarına çektiler… Bu sözlerle büyümüştüm. Oysa ben onun o çok sevdiği kızlardan farklı olarak, okuyordum, müzik aleti çalıyordum, resme meraklıydım mesela… Mesela bir romancı olmak istiyordum onun sevdiği kızlardan farklı olarak… Bir film çekmek istiyordum. Bazen astronot olmak istiyordum. Dünyaya dışarıdan bakıp annemin ne kadar küçük olduğunu anlamak adına…

Büyüdüm, onu ister istemez eleştirmeye başladım, her karşı çıkışım aramızdaki köprülerin biraz daha yıkılmasına neden oluyordu. Bu yüzden çoğu zaman sustum. Kendi anlasın istedim. Ama o anneydi, o çocukları için herşeyini feda etmişti, o köle gibi temizlik yapıyordu, bizi yediriyordu içiriyordu, biz çocukları ona minnettar kalmalıydık. Asla ses çıkarmamalıydık. Yoksa ağlardı, babam onu çok ağlatmıştı bir de bizim yüzümüzden ağlamasındı… Sustum… Ve gün geldi telefonda bile birileriyle konuşmaktan çekinir oldum. Hep arkada kalayım istedim hep geride, kimse bana bakmasın kimse beni öne sürmesin hiç bir şey için. Öyle ya ben hiç bir şeydim… Ben anneme bile layık olamayan bir kızdım…

Zamanla ben de kendimi başkalarıyla kıyaslar oldum. Bana göre bir çok insan benden daha değerliydi. Annem biz çocuklarını hep yerdi çünkü üstelik de başkalarının yanında… Annesi öveni bırak kaç el öveni al kaç diyordu bir de kendisine bir mazaret bularak. Yemediler bunlar cılız kaldırlar derdi. Cılızdık zayıf çocuklardık yemiyorduk pek doğruydu. Belki de bu sözlere tepki olarak bilinçsizce bunu yapıyorduk. Tombul gürbüz çocuklar kıymetliydi sağlıklıydı. Bizim zekamız gürbüzdü, ama kimsenin umrunda değildi bu. Zamanla sessizliğim karşı çıkmayışımla annemin az da olsa beğenebileceği bir kız olmuştum. Kız kardeşim ise tam tersim olmuştu asi, laf dinlemez, öfkesini haykıran, dediğini yaptıran,kibirli, egosu yüksek, insanlarla çatışan… İkimiz de aynı aynanın farklı yansımalarıydık sadece…

O hafta annemle büyük bir kagva ettik. Beni her zamanki gibi onu ilgilendirmeyen bir konuda eleştirip bana bağırınca korkunç derece bağırmaya başladım. Ve ona şimdiye kadar saymadığım lafları saydım. Dayanamadı ağlamaya başladı. Bana saygı duymuyorsunuz dedi. Sen kendine saygı duyuyor musun dedim. Sustu… Yine babamın kılzarı olduk gözünde. Bize her sinirlendiğinde zaten babamın kızları oluyorduk… Bir türlü onun kızı olamamıştık belki de kabullenememişti bizi olduğumuz gibi… Kurban olun benim gibi anneye dedi, ben ömrümü feda ettim evlenmedim sizin için… Evlenseydin dedim, ben izin vermiştim çünkü… Sen kendin için evlenmedin, anneliği sen kendin kölelik olarak gördün, sen kendine yakıştırdığın ne kadar sıfar varsa bizden bildin, kendin için düşündüğün ne kadar değersiz cümle varsa bizden sandın… Aslında bize bakarken kendi düşüncelerini kendi duygularını gördün, seni rahatsız eden buydu dedim…. Baban dedi, hiç kıymetimi bilmedi siz de bilemediiniz… Diyecek bir şeyim yoktu artık, sadece kendine biraz değer ver anne dedim. Bunu benden bekleme sen kendine bir değer ver dedim tüm değersizlik duygumun içimi kapladığı bir anda…

Ve o gün beni çok uğraştıran oğluma sen kurban ol benim gibi anneye derken buldum kendimi… Yıldırım düşmüştü beynime sanki… Bu annemin lafıydı… Daha kim bilir hangi benzer lafları kurmuştum oğluma ben, annesi olarak…. annem olarak… Düşündüm, daha doğduğu günden başklarının sakin çocuklarıyla kıyaslıyordum, şansım yok benimki çok ağlıyor falanca şanslı onun çocuğu çok yiyor ağlamyor sakin… Bebektir anlamaz diyordum belki de… Ama bu koca bir yalandı, anlıyordu çünkü o bir bebekti ve sürekli kayıt alıyordu… Nasıl bir anne oldum dedim kendi kendime… Sadece sevmek, yemek yedirmek, temizlğiini yapmak.. Annelik bu değildi, anneliy saygı duymaktı, onun hislerini anlamaktı, ona değer vermekti, ona insan olduğunu hissettirmekti, ben doğurmuştum diye benim kölem benim bir organım değildi o… O başlı başına bir insandı, karşıma öylece duran beni bana gösterecen koca bir ayna… Annem olmuştum ben de sonunda…

O pazar, bu duygularımı anlattım Melek’e. Bu hissi çalışmak istiyorum dedim… Bir de baktım ki grubumuzdaki arkadaşlarımızın çoğu aynı dertten muzdarip… Çocuklarını değersiz hissettiren ne çok anne vardı oysa… Peki şimdi ne yapacaktık… Nasıl kurtulacaktık bu kayıtlardan… Bu negatif duygulardan… Annemiz gibi bir anne olmamayı nasıl başaracaktık….

TERAPİ GÜNLÜĞÜM 5

ANNELER VE KIZLARI KISIM 2


O gün herkes annesinden dertliydi. Psikodrama terapisinde şöyle bir tevafuk vardır hep. O an kimin daha çok ihtiyacı varsa kader sizi o arkadaşınızın çalışmasının içine katar. Ve ben de annesi ile ilgili benimkiyle benzer konuda çalışma yapmak isteyen arkadaşımın çalışmasına katıldım. Çalışma epeyce bir uzun sürdü. Sırdaşlık ilkesi gereği size ayrıntıları anlatamayacağım. Çalışmadan sonra eve dönerken hep boğazıma bir düğüm takıldı hep ağlamaklı oldum. O hafta ilginç bir ruh haline büründüm. Gergindim. Annemle karşı karşıya geldiğimde yüzüne pek bakmak istemiyordum. Haliyle annem de bir süre sonra gerilmeye başladı ve o hafta boyunca aramız hep gergin geçti. O sürekli söylenmesine devam etti ben ise sustum.Tam da onun istediği gibi bir evlat olmuştum o hafta. Bir hafta benim açımdan çok kötü geçti. Pazar günü terapi için grubumuz toplandığında yine bir ağlama boğazıma takıldı. Melek o gün bize güven ve teslimiyet çalışması yaptırdı ilkin. Bu çalışma hepimize çok iyi geldi ve enrjimizi arttırdı. Daha sonra paylaşımlara geçtik. Hepimiz yaşadığımız sorunu ve çalışmak istediğimiz konuyu anlattık. Sıra bana gelince ağlaya ağlaya anlattım. Annem içime bir kabus gibi çökmüştü ve artık içimdeki annemden kurtulmak istiyordum. En azından bizim hakkımızda gerçekten ne düşündüğünü bilmek istiyordum. Bunun için gruptan annem olacak kişiyi seçmem lazımdı. Ve gözlerimi kapayıp içimden geçen ilk kişiyi söyledim. Geçen hafta çalışma yapan arkadaşımdı. Karşıma geçti birlikte karşılıklı oturduk. Melek söyle dedi annene ne söylemek istiyorsun. Ben konuşmaya başladım konuştukça ağladım. Ne çok şey birikmiş içimde meğer diye düşündüm. Sonra birden annenin rolüne geç ve onun hisleriyle konuş dedi. Annemin rolüne geçtiğimde annemin içinde sakladığı tüm hisler benim kalbime yığılmaya başladı. Psikodramanın ilginç bir yöntemidir bu. Rolüne geçtiğiniz kişi olursunuz o an, eğer gerçekten kendinizi serbest bırakırsanız tüm verileri alt beyniniz alır ve üst beyninize aktarır. Annemle büyük bir hesaplaşma içindeydim. Bir o oluyorum bir kendim. Bir kendimden anneme bakıyordum bir annemden kendime. Bir evlat oluyordum bir anne… Çok yorucu bir çalışma oluyordu. Ancak bir süre sonra sorunlar çözülmeye annemi anlamaya başlayınca aydınlanmaya başlamıştım sanki. Hiç sevilmedim ki ben, ne annem ne babam ne kocam sevdi beni dedi annem benim içimden seslenerek… Dolayısıyla kendini değersiz hissediyordu, iyi anne olamadığını düşünüyor ve suçluluk duyuyordu aynı zamanda ve bunu da bizi değersizleştirerek ve eleştirerek yansıtıyordu bize. Annemin tüm olumsuz duygularını olumluya çevirmeye başladık tabi ki benim de duygularım değişiyordu. Son sahne… Anneler ve kızları barışmalıydı… Anneler kızlarını olduğu gibi kabul etmeliydi. Ettik de… Kız kardeşim olarak seçtiğim kişi de aramıza katıldı ve annemle barış ilan ettik sarıldık birbirimize. Üzerimden büyük bir yük kalkmıştı. Artık kendimi değersiz hissetmiyordum, anneme kızgın da değildim. Terapi bitiminde anneme çok sevdiği bir tatlı almak geldi içimden. Yanına gidip tatlıyı verdim çok sevinerek sarıldı bana. Kendisine değer verdiğimi hissetti. Ertesi gün yanıma geldi kızım dün benimle ilgili bir çalışma mı yaptınız dedi. Gülümseyerek evet dedim nereden bildin? İçimde bir sıkıntı vardı ve sen terapideyken o sıkıntı çıkıp gitti kızım, çok ferahladım dedi. Ben de ona çalışmamızı anlattım ve ona ayna olarak ne hissettiklerini anlatmaya çalıştım ama asla eleştirmedim. Onu onure ederek konuşmaya çalıştım. Annem çok mutlu olmuştu. O haftadan sonra bir daha hiç bir şeyime söylenmedi. Çok neşeliydi sürekli gülümsüyordu. Uzun zamandır üzerinde olan kasvet bulutu dağılmıştı sanki. Anladım ki ben kendimden başka kimseyi değiştiremem. Kendi algılarımı ve düşüncelerimi değişirsem karşımdaki her kim olursa olsun onunla olan ilişkim tam da benim istediğim seviyeye geliyordu. Psikodrama terapisi bana bunu çok güzel öğretiyordu. Çok mutluydum. O hafta eşim de sürpriz yapıp eve gelince daha da mutlu oldum. Birlikte çok güzel vakit geçirdik. Oğlumun yüzüne bakınca bir annenin evin içinde mutlu olmasının ne kadar önemli olduğunu gördüm. Oğlum mutluluktan kanatlanmış uçuyordu… Biz anneydik biz mutlu olursak çocuklarımız da mutlu olurdu… Biz çocuklarımızın, çocuklarımız bizim aynamızdı… Bunu hiç unutmamam lazımdı… 

20 Mayıs 2014 Salı

Bir Annenin Kendine Yolculuğu 3-4...

TERAPİ GÜNLÜĞÜM KISIM 3
Evet kadınlığımla başbaşa kalmıştım. Tam karşımda duruyordu yerde oturmuş boynunu bükmüştü… Gözlerine bakamadım bir süre çekindim… Sonra Melek’in telkinleriyle bakmaya cesaret ettim. Daha fazla ayakta duramıyordum, belli ki yıllarca dimdik ayakta kalmaktan yorulmuştum. Yorulmuştum bir şeyleri yönetmekten, benim olmayan rolleri taşımaktan, ben olamamaktan, kadın olamamaktan… Kadınlığımın gözlerine baktım ve gidip yanına oturdum. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Melek rol değiştirmemizi istedi ben kadınlığımın yerine geçtim, kendi rolüme seçtiğim arkadaşım da benim yerime geçti. Bakıştık bir süre, sonra bir kahkaha tufanı başladı. Kendimizi durduramıyorduk gözlerimizden yaşlar gelinceye kadar gülmeye başladık. Melek sordu bana sen kadınlık olarak ne tavsiye edersin yanındaki sene… Beni içinde hissetsin tutsun elimi kaldırsın, gitsin etek alsın kendisine mesela, yıllardır pantolon giyiyor etek giymekten kaçıyor, mesela oje sürsün kendi kendine, çocukken severdi ama babası yasaklamıştı… Saçlarını boyasın dedim, şıkır şıkır takılar taksın… Ama en önemlisi benim ona sunduğum dinginliği alsın bu hepsinden daha çok işe yarayacak. Bir süre daha gülüşüp sohbet ettikten sonra kadınlığım ve ben birbirimize sarıldık. Çalışma bitiminde üzerimde muhteşem bir dinginlik vardı. Eve geldim tabi ki eşim evde yoktu çünkü haftalar önce kavga etmiştik, memleketine gitmişti. Zaten işleri de vardı oralarda ve bir süre daha gelemeyecekti. Ruhumdaki hafiflemeyle birlikte bedenimde de hafiflik hissediyordum. Omuzlarım kollarım ağırmıyordu artık. Bunu bir an için geçicisi sandım fakat sonraki günlerde de devam etti. Ancak aynı akşam içime korkunç bir ayrılık acısı çöktü. İki gün gece gündüz ağlak modda gezdim. Sanki ıssız bir çölde terkedilmiştim. Ağlıyordum sürekli. Eşimden kaynaklı değildi bunu biliyordum. İki gün sonra dayanamadım Melek’i aradım. Ayrılık acısı çekiyorum ne oluyor bana dedim. Yıllardır içinde taşıdığın bir duygudan ayrıldın kolay değil acı çekeceksin dedi. Ama bir kaç gün sonra normale döneceğimi yeni duygunun gelip yerleşeceğini söyledi. 2 gün sonra gece yarısı bir rüya gördüm. Hamileydim doğum yapmak üzereydim. Çok güzel bir kadın doğumcu başucumdaydı bir de Melek vardı. Doktor doğumu Melek’e bıraktı o yapacaktı. Epeyce bir zorlandım ve sonunda bir şey doğurdum ancak ne olduğunu görmedim sarıp götürdüler. Sonunda doktor sıra bende deyip eşimi çıkardı ve rüyadan uyandım. Uyandığımda kalbimdeki o acı çekip gitmişti. Yerini müthiş bir mutluluğa bırakmıştı. Annem o hafta bendeki mutluluğu ve dinginliği farkediyor ve şaşırıyordu ne oldu sana başına saksı mı düştü ne yaptınız terapide diye sorup duruyordu. Ben gülümsüyordum. Bu yeni gelen duygumla başbaşa olmanın keyfini çıkarıyordum. Evde kardeşimin ojeleri vardı, üst kata çıkıp hemen onlardan birini alıp sürdüm. Regl dönemimdi bu , oje bir kaç gün tırnağımda kalabilir demekti. Bir kaç gün kaldı. Çocukluğumdaki o duygularımla barışmıştım. Daha sonra gidip bir saç boyası alıp uzayan diplerimi boyadım. Adeta kendimden geçmiştim pek bakmıyordum kendime. Saçlarımı boyadım, yüzüme maske yaptım. Bir kaç takı baktım. Kendime gidip bir yemek ısmarladım, bir cafe latte içtim. Kendimle kadınlığımla zaman geçirdim. Ve o hafta eşime bir şey söylemememe rağmen enerjimi hissetmiş olacak ki sevgi dolu mesajlar yazmaya başlamıştı. Şaşırıyordum. Bunu Melek’e söylediğimde insan değişen enerjisi ile dünyayı bile değiştirebilir diyordu. Kilometrelerce öteden hissetmiş demek ki dedim. Bir kaç hafta sonra eve gelecekti. Annem bende günden güne gelişen düzelmenin farkındaydı ve bir gün bana yüzünün rengi açılmış kızım dedi. Aynaya baktım haklıydı rengim bile açılmıştı. Şimdiye kadar hissetmediğim duygular yaşıyordum muhtemelen hormonlarım değişiyordu. Bu da cildime etki ediyordu.
Ve 1 haftada sonra eşim vakit bulup İstanbul’a geldi. İşleri çok yoğundu sadece 3 günü vardı. Birbirimizi görünce sımsıkı sarıldık. 3 günü beraber kavga etmeden geçirdik. Bu sefer o ben olmuştu ben o sanki. Ben gayet sakin dingin hiç bir şeye karışmayan herşeyi onun yönetmesine izin veren ve ona şefkat gösteren biri olmuştum. O da yumruğunu masaya vuran bir adam olmuştu. İşin garibi hala haberi yoktu nasıl bir çalışma yaptığımdan. Gitmeden önce dayanamadım anlattım. Gülümsedi iyi olmuşsun güzel olmuşsun dedi… Biliyordum içimdeki güzelliği kastettiğini. Evet ben güzel olmuştum, kadınlık güzellik demekti ve her kadın güzeldir lafını şimdi anlamıştım. Eşim neredeyse etrafımda pervane olmuştu tam istediğim gibi davranıyordu ve bu değişimi ben kendim değişerek sağlamıştım. Melek’e bunları anlattığımda ona erkek olduğunu hissettirmişsin demek ki dedi. Sanırım haklıydı o kadar memnundu ki, benim için bir şey yapmasına, sorumluluk almasına, bizim için alışveriş yapmasına izin veriyor, o konuşunca gayet dikkatli dinliyordum ve sesimi asla yükseltmiyordum. Başını dizlerime alıp okşuyordum. Tabi oğlan kıskanıp hemen aramıza giriyordu ama olsundu bu da güzeldi. Oğlum da çok mutlu olmuştu. Karı koca arasında söylenmeyen şeyleri bile farkeder anlar çocuklar demişti Melek. Çok doğruydu, oğlum artık bizim gerçek karı koca gerçek anne baba olduğumuzun farkındaydı. Ve yeniden ayrılık vakti gelmişti, eşimden ayrı kalmak hiç bu kadar zor gelmemişti bana. Birbirimize saygı ve sevgi dolu mesajlar yollamaya başlamıştık. Hatta bana bir şarkı yolladı bir gece, çok duygulanmıştım. Eski ben olsam çocuk musun niye şarkı gönderiyorsun derdim. Ama şimdi öyle değildi şimdi ona duygularını ifade etme benimle mutlu olma şansı veriyordum ve bundan mutluluk duyuyordum… Aramızda yeni bir aşk başlamıştı… Kalbimiz gençler gibi çarpıyordu…. Ama daha alacak çok yolum vardı….

TERAPİ GÜNLÜĞÜM 4 ANNELER VE KIZLARI(KISIM 1) Gözümü dünyaya açtığımda ilk onu görmüştüm… Annem olduğunu biliyordum beni kucağında sımsıkı tutan daha 19 yaşındaki bu genç kadının. Ağlıyordum, onun bahtsızlığına, benim küçücük çaresizliğime… Onunla büyüdüm, yaş aralığımız azdı arkadaş oldum ona, onun tüm yükünü çektim. Seviyordu beni babamın sevmediği kadar, şefkat gösteriyordu bana babamın göstermediği kadar. Annemdi o benim, herşeyimdi öyle ya… Zorluklarla büyüdüm, ergen olamadım, genç kız olamadım, didindim dağılmış ailemin yarısını bir arada tutmak için. Tuttum… Ben hiç ben olamamıştım… Bir yarım annem olmuştu diğer yarım babam… Onların gözünden sözünden düşüncesinden tanımlamıştım kendimi tıpkı diğer tüm çocuklar gibi. Ben de onlar kadar değerliydim onlar kadar insandım… Sonra bir gün anne oldum ben de, kucağımda doğuramadığım çocuğa bakarken buldum kendimi… İçimde taşıdığım anne ve babayı ortaya çıkarmıştım. Korkunç günler geçiriyordum. Anne olmuştum hani bir mucize bekliyordum neredeyse… Şefkat hissini sevgiyi arıyordum kalbimde, bulamıyordum. Bir yabancının eli gibi dokunuyordum oğluma… Ne de çok kız istemiştim oysa, çocukken kaybettiğim kendimi bulmak adına…. Terapiler devam ediyordu. Babamın negatif etkilerinden kurtulmuştum ancak bu sefer annem olmuştum. Kaçış yoktu bundan, her kız ileride annesi olacaktı. Çünkü o anne olmayı öyle öğrenmişti. Ben de farkında olmadan annem olmuştum. Annemi belli bir süreye kadar çok sevdim, ona hiç karşı çıkmadım ona hep minnet duydum. Ancak bir gün içimde büyümüş yerleşmiş olan kocaman bir değersizlik hissiyle karşı karşıya kaldığımda bunun babamdan değil de annemden kalan bir miras olduğunu gördüm. Çocukken hep eleştirirdi beni, hep başkalarının kızlarıyla kıyaslanırdım. O çok hanımefendi o çok ev işi yapan o çok hamarat kızlarla… Ben anneme layık bir kız değildim öyle diyordu annem. Zaten ben kimdim ki, beceriksiz eline aldığı bardağı bile iki dakikada kırmayı başarabilen biri… Dur taşıma kırarsın diyordu çünkü annem. Düşersin, acırsın, kanarsın, aman yapma, sakın ha, dur, ben yaparım, sen beceremezsin… Benim kızlar çok dağınık, anneleri gibi olamadılar hep babalarına çektiler… Bu sözlerle büyümüştüm. Oysa ben onun o çok sevdiği kızlardan farklı olarak, okuyordum, müzik aleti çalıyordum, resme meraklıydım mesela… Mesela bir romancı olmak istiyordum onun sevdiği kızlardan farklı olarak… Bir film çekmek istiyordum. Bazen astronot olmak istiyordum. Dünyaya dışarıdan bakıp annemin ne kadar küçük olduğunu anlamak adına… Büyüdüm, onu ister istemez eleştirmeye başladım, her karşı çıkışım aramızdaki köprülerin biraz daha yıkılmasına neden oluyordu. Bu yüzden çoğu zaman sustum. Kendi anlasın istedim. Ama o anneydi, o çocukları için herşeyini feda etmişti, o köle gibi temizlik yapıyordu, bizi yediriyordu içiriyordu, biz çocukları ona minnettar kalmalıydık. Asla ses çıkarmamalıydık. Yoksa ağlardı, babam onu çok ağlatmıştı bir de bizim yüzümüzden ağlamasındı… Sustum… Ve gün geldi telefonda bile birileriyle konuşmaktan çekinir oldum. Hep arkada kalayım istedim hep geride, kimse bana bakmasın kimse beni öne sürmesin hiç bir şey için. Öyle ya ben hiç bir şeydim… Ben anneme bile layık olamayan bir kızdım… Zamanla ben de kendimi başkalarıyla kıyaslar oldum. Bana göre bir çok insan benden daha değerliydi. Annem biz çocuklarını hiç övmedi ,hep yerdi üstelik de başkalarının yanında… Annesi öveni bırak kaç el öveni al kaç diyordu bir de kendisine bir mazaret bularak. Yemediler bunlar cılız kaldılar derdi. Cılızdık zayıf çocuklardık yemiyorduk pek, doğruydu. Belki de bu sözlere tepki olarak bilinçsizce bunu yapıyorduk. Tombul gürbüz çocuklar kıymetliydi sağlıklıydı. Bizim zekamız gürbüzdü, ama kimsenin umrunda değildi bu. Zamanla sessizliğim karşı çıkmayışımla annemin az da olsa beğenebileceği bir kız olmuştum. Kız kardeşim ise tam tersim olmuştu asi, laf dinlemez, öfkesini haykıran, dediğini yaptıran,kibirli, egosu yüksek, insanlarla çatışan… İkimiz de aynı aynanın farklı yansımalarıydık sadece… O hafta annemle büyük bir kagva ettik. Beni her zamanki gibi onu ilgilendirmeyen bir konuda eleştirip bana bağırınca korkunç derecede bağırmaya başladım. Ve ona şimdiye kadar saymadığım lafları saydım. Dayanamadı ağlamaya başladı. Bana saygı duymuyorsunuz dedi. Sen kendine saygı duyuyor musun dedim. Sustu… Yine babamın kılzarı olduk gözünde. Bize her sinirlendiğinde zaten babamın kızları oluyorduk… Bir türlü onun kızı olamamıştık belki de kabullenememişti bizi olduğumuz gibi… Kurban olun benim gibi anneye dedi, ben ömrümü feda ettim evlenmedim sizin için… Evlenseydin dedim, ben izin vermiştim çünkü… Sen kendin için evlenmedin, anneliği sen kendin kölelik olarak gördün, sen kendine yakıştırdığın ne kadar sıfar varsa bizden bildin, kendin için düşündüğün ne kadar değersiz cümle varsa bizden sandın… Aslında bize bakarken kendi düşüncelerini kendi duygularını gördün, seni rahatsız eden buydu dedim…. Baban dedi, hiç kıymetimi bilmedi siz de bilemediiniz… Diyecek bir şeyim yoktu artık, sadece kendine biraz değer ver anne dedim. Bunu benden bekleme sen kendine bir değer ver dedim tüm değersizlik duygumun içimi kapladığı bir anda… Ve o gün beni çok uğraştıran oğluma sen kurban ol benim gibi anneye derken buldum kendimi… Yıldırım düşmüştü beynime sanki… Bu annemin lafıydı… Daha kim bilir hangi benzer lafları kurmuştum oğluma ben, annesi olarak…. annem olarak… Düşündüm, daha doğduğu günden başklarının sakin çocuklarıyla kıyaslıyordum, şansım yok benimki çok ağlıyor falanca şanslı onun çocuğu çok yiyor ağlamyor sakin… Bebektir anlamaz diyordum belki de… Ama bu koca bir yalandı, anlıyordu çünkü o bir bebekti ve sürekli kayıt alıyordu… Nasıl bir anne oldum dedim kendi kendime… Sadece sevmek, yemek yedirmek, temizlğiini yapmak.. Annelik bu değildi, annelik saygı duymaktı, onun hislerini anlamaktı, ona değer vermekti, ona insan olduğunu hissettirmekti, ben doğurmuştum diye benim kölem benim bir organım değildi o… O başlı başına bir insandı, karşıma öylece duran beni bana gösteren koca bir ayna… Annem olmuştum ben de sonunda… O pazar, bu duygularımı anlattım Melek’e. Bu hissi çalışmak istiyorum dedim… Bir de baktım ki grubumuzdaki arkadaşlarımızın çoğu aynı dertten muzdarip… Çocuklarını değersiz hissettiren ne çok anne vardı oysa… Peki şimdi ne yapacaktık… Nasıl kurtulacaktık bu kayıtlardan… Bu negatif duygulardan… Annemiz gibi bir anne olmamayı nasıl başaracaktık….


16 Mayıs 2014 Cuma

Bir Annenin Kendine Yolculuğu,Bebeğiyle Bağlanması...

Merhaba sevgili ebeveynler,

Bu günden itibaren bir terapi günlüğü yayınlayacağım..Hepiniz kendinizden bir parça bulacağınızı düşündüğüm için bunları size ulaştırmak istedim.

Umarım beğenirsiniz,

Şimdi satırları sevgili bety inin kalemine bırakıp görüşmek üzre diyorum...

Benim terapiye başlama nedenim o zamanlar 1 yaşında olan oğlumla doğumdan itibaren oluşturamadığım bağdı. Doğduğundan beri sürekli rahatsız huzursuz kusan ağlayan bir bebekti. Ben de onunla birlikte ağlıyordum. Gecelerim gündüzüme karışmıştı eşimle bile çok sert kavgalar etmeye başlamıştım. Doğurduğum bu canlıyı kabul edemiyordum. Zaten en başta doğurduğumu bile kabul etmiyordum. Doktoruma kanarak sezaryen olmuştum ve gözlerimi açtığımda kucağıma yabancı bir çocuk vermişlerdi. Günlerce komşudan aldığımız bir çocuk gibi geldi aylarca başkasının çocuğu olduğunu düşündüm. Oğlum büyüyordu ama ben onda meydanala gelen gelişmeleri değişimleri ruhumda hissedemiyor ve sürekli huysuzluğundan dolayı oğlumu suçluyordum. Sonra sevgili arkadaşım ve psikologum Melek’i aradım bir gün ,korkunç derece ağlıyordum. Neden böyle diyordum, neden başkalarının çocukları iyi neden benimki böyle diyordum tıpkı çocukken annemin benden şikayet ettiği gibi…. Melek bana önce kendine bakmalısın gel buna başlayalım dedi ve 1 hafta boyunca beni ikna etmeye çalıştı. Arkadaşım olduğu halde bir terapiye katılma fikri bana zor geldi. İlk terapide bir başkasının gözünden kendime bakmayı öğrendim. Önce dışarıdan bir bakıştı bu. Dışarıdan kendime bakmak korkunç geldi. Ve anladım ki ben aynı bakışla oğluma bakıyordum. Terapilerden şu sonuç çıkıyordu oğlum benim aynam, onda olan bir sorun bendeki sorundan kaynaklanıyor. Onda ne varsa tamamen benden kaynaklanıyor. Hamileliğin 20. gününde bebeğin beyni oluşuyor ve kayıt almaya başlıyormuş. Ben üstüne üstlük çok stresli bir hamilelik geçirdim. Ailemle kavga eşimle zıtlaşma…. Sanıyordum ki herkes bana karşı herkes bana düşman… Bir de baktım ki ben kendime düşmanmışım. Oğlumun yerine geçip rol değiştirme yaparak kendime oğlumun ruhundan gözünden bakmaya başladım. Korkunç bir anneydim sürekli sinirlenen onu alıp bağrına basamayan sevdiğini sanan ancak sevmeyi bile bilemeyen bir anneydim. Çünkü kendimi bile sevememiştim ve ben bunun farkında bile değildim. Anladım ki herkes benim aynam. Eşim annem kardeşim oğlum… Önce kendime bakmaya başladım. Fakat bu süreçte karşılaşmaktan korktuğum şeyler vardı. Çocukluğum… Çocukluğumda yaşadığım tüm olumsuz duyguları oğluma yaşatmaktaydım. Kötü bir çocukluk geçirmiştim ve bunun sebebini babama bağlıyordum. Babam sert sinirli otoriter bir adamdı. Ben evlat sahibi olunca babam olmaya başlamıştım. Terapilerde bunu farkedince kendimden çok korktum. Ve yine anladım ki önce içimde o babayı çıkarmam gerek. Bu çalışmayı yaptığımda çok kötü olmuştum yıllarca modellediğim ama aynı zamanda nefret ettiğin birini içimden çıkarmak beni fiziken de zorladı ve terapi esnasında kusmaya başladım. Son hamle de başarmıştık. Babam ve temsil ettiği tüm kötü ve negati duygular çıkıp gitmişti. Eve gittiğimde oğluma artık nasıl bakmışsam bana sarıldı küçücük kollarıyla ve o gece bağrımda uyudu. Ki benim oğlum yarım saat 40 dakika ağlamadan uyuyamaz ve sürekli gece uyanırdı. Sürekli giden bir huzursuzluk işte… Annenin kendi huzursuzluğu aslında…. Teslim olmayı öğrenmişti bana daha o ilk günden teslim olup uyumumuştu kollarımda… Ben de psikologuma ve Allah’a teslim olmuştum… Günden güne kendimi bulacağımı ve hayatımda tüm sorunları aşacağıma inancım artmıştı… Başaracaktım… Ancak bu  o kadar kolay değildi, koca bir ömür biriktirmiştim zihnimde… UNutmaya çalıştığım ne varsa tek tek çıkmaya başlamıştı… 1. raundu geçmiştim fakat önümde onlarca raund duruyordu… Annem, kardeşim, eşim hayatımda olan herkes… Kim varsa benim aynam olan ve çatışma içinde olduğum hepsini kedimi çözerek kendimi bularak çözmek zorundaydım… Psikologum şunu söylemişti birinde rahatsızlık duyduğun bir tavır varsa bunun sende bir karşılığı vardır. Ya sende de aynı özellik vardır ya da geçmişinden birini, bir olayı bir travmanı hatırlatıyordur. O günden sonra o gözle bakmaya başlamıştım, rahatsız olduğum her tavırda kendime bakmaya çabalıyordum… Ben kimdim? Neydim? Neler vardı içimde? Hepsini bulmak zorundaydım….
Şimdilik paylaşımımı burada bırakıyorum yarın devam edeceğim inşallah. Buradan size yapacağım tavsiye şu kendinize dönün kendinize bakın ancak kendi gözünüzle değil bir başkasının gözünden, belki de en nefret ettiğiniz kişinin gözünden ya da çocuğunuzun kocanızın gözünden. Oturun bir koltuğa önce rahatlayın ve kendi rolünüzden çıkıp kendinize bakmak istediğiniz kişinin rolüne geçin bir bakın bakalım karşıdan nasıl görünüyorsunuz… hepinize sevgiler…

TERAPİ GÜNLÜĞÜM KISIM 2

Anne olmak, eş olmak, evlat olmak, abla olmak… Bir sürü rolüm vardı hayatta. Ama ben bir tanesini atlamıştım. Neydi o…. Beni bu kadar öfkeli, sert bakışlı yapan, iğneli laflarla konuşan, erkek gibi olmaya zorlayan, erkeklerle yarışan, bir erkek olan kocasından memnun olmayan sürekli şikayet etmesine neden olan duygu…. Neydi o kaybettiğim duygu, o rol neydi….

Terapiler bana iyi geliyordu, gruptaki çalışma arkadaşlarımızla adeta bir bütün olmuştuk. Hepimiz bir bütünün parçlarıydık ve birbirimizden çekinmiyorduk. Çünkü birbirimize ayna oluyorduk her çalışmada. Anne olma rolümü benimsemeye başlamıştım. Daha önce kullandığım, ah bu çocuk hayatımı mahvetti, geceleri onun yüzünden uyumuyorum, bu çocuk hiç bana göre değil, hiç sosyal hayatım kalmadı, çok ağlıyor, babasına çekmiş gibi lafları artık etmiyordum ona karşı. Ona saygı duymaya başlamıştım. Çünkü kendime saygı duymaya başlamıştım aynı zamanda. İçimde kaybettiğim beni bulma yolunda adımlar atıyordum. Ama o kadar diplere yollanmıştım üzerim o kadar maskeler ve örtülerle örtülmüştü ki beni bulmak çok zor olacaktı… Oğlum eskisine nazaran çok iyiydi, huysuzluğu gitmişti, onunla oturup saatlerce oynayabiliyordum ve ona bakmaktan şikayet etmiyordum. Uykuları düzene girmişti ve o uyuduğunda kendime vakit ayırabiliyor evden çalışabiliyordum. Tam olmasa da mutlu diyebiliyordum kendime. Fakat önümde koskoca bir sorun duruyordu. Eşim…. Beni dinlemeyen, dediğimi kabul etmeyen, sürekli benimle tartışan, gereken yerde sorumluluk almayan, bazen beni sinir edecek şekilde rahat olan ama yine aynı şekilde pimpirikli davranabilen, kendimi onun yanında daha erkek hissettiğim bir eşim vardı. Ondan memnun değildim. Ben değişmeye başlamıştım ya o da hemen değişsin istiyordum. Yoksa ayrılacaktım. Evet bunu yapacaktım. Çünkü onunla mutlu olmadığımı düşünüyordum. O bana göre daha naif oluyordu bazen, onun alması gereken sorumlulukları ben alıyordum. Ben koca değil sırtımda taşıyacağım kocaman bir yük almıştım, tıpkı geçmişte taşıdığım yükler gibi… Her çalışma da hepimizin sorunlarını birlikte çözüyorduk ve ben başkalarının hayatında rol alıyordum. Bazen baba oluyordum, bazen bir sevgili, bazen bir çocuk bazen bir anne bazen dırdırcı bir kayinvalide. Çalışmada bu rollere seçilmem elbette ki tesadüf değildi çünkü bunlar benim içimde olan özelliklerdi. Kimse kimseyi tesadüfen seçmiyordu zira piskologumuz da sürekli tekrarlıyordu tesadüf diye bir şey yoktur, buraya bir araya gelmeniz bile bile bir planın parçası. Enerjileriniz sizleri burada bir araya topladı diyordu. Çok doğruydu hepimiz birbirimizin hem yarası hem dermanıydık.

O akşam Melek’i aradım(Psikolgumu) boşanıcam dedim. Böyle olmuyordu, ben devam edemiyordum. Melek hiç hayır boşanma demedi. Nasıl istiyorsan öyle yapacaksın dedi. Uzun uzun konuştuk. Görücü usulü ile evlenmiştim. İyi bir adamdı, zaten iyiliğini sevmiştim. En başta babam gibi değildi bu benim için büyük  bir artıydı. Şefkatli bir adamdı aslında hatta beni rahatsız edecek derecede şefkatli. Kadın gibi duygusaldı bir filmden bile etkilenip ağlayabiliyordu. Öyle çocukluğumuzdan beni erkeklerden uzak tutumş beni onlarla korkutmuşlardı. Daha çocuk yaşta uzun donlar alıp giydirmişlerdi. 9 yaşında pantolon giymem yasaklanmıştı. Niyeymiş popom belli oluyordu. Babamın kendi cinsine karşı zihninde yarattığı ne kadar korku varsa hepsi benim beynime işlemişti. Erkek gibi giyinmeliydim erkek gibi olmalıydım böylelikle daha az zarar görürdüm. Güçlü olmalıydım tıpkı babam gibi, merhametsiz olmalıydım tıpkı babam gibi, merhamet etmek başkaları için ağlamak zayıf insanların yapacağı bir şeydi. Ben güçlüydüm, zekiydim, becerikliydim, herşeyden anlıyordum tıpkı babam gibi… Annem gibi değildim ne kadar da mutlu olmuştum. Annem hep ezilmişti hep haksızlığa uğramıştı hep dayak yemişti… O kadındı, kadın olmak böyle bir şeydi. Erkeklerden olabildiğimce kaçtım fakat kızlarla da çok barışık değildim. Erkek gibiydim ama bedenim kadın gibiydi, ama çok şükür kadın değildim. Mızmız değildim, kaprisli değildim, sözümü geçirebiliyordum. Eşime ne yapıp edip benim dediğimi kavga ile olsa da yaptırabiliyordum. Basit adamdı gözümde… Bir de baktım ki babam gibi olmadığı için şikayet ediyordum ondan. Güçlü olmadığı için yumruğunu masaya vurmadığı için, bu benim istediğim adam değildi bana göre. Bunu farkettiğimde doğumumu yapmıştım. Yeni bir role bürünürken iyice karmaşıklaşmıştım. Çalışmalar sırasında farkettim ki ben babam gibi biriyle evlenmemiştim ama annem gibi biriyle evlenmiştim. Evet o benim annemdi… Eşimde annemi görüyordum ve dolayısıyla ona babamın anneme davrandığı gibi davranıyordum. Eşim bir gün bazen bir erkekle evlendiğim düşünüyordum demişti. Bu laf beni incitmemişti aksine hoşuma gitmişti. Erkek gibiydim öyle ya yüceydim uluydum… Yöneticiydim, başbakandım… Ben buna kendi içimde başbakanlık sendromu demeye başlamıştım:) Anladım ki bana benzediği için başbakandan bile nefret ediyordum. Aslında babama benziyordu ben zaten bir açıdan babamdım. Annem olan tüm yanlarımı bastırmıştım yok etmiştim. Kadın olmak annem olmaktı, zayıf olmaktı…. Ben annem olmak istemiyordum…

Bir arkadaşımın çalışması gerekiyordu yine bir terapide. Genç adam beni sevgilisi olarak seçmişti. Hiç anlaşamadığı kendisiyle liderlik yarışında olan sert tavırlı erkek gibi bir sevgiliydi. Hiç şaşırmamıştım bu seçime. Karşısına geçtim oturdum onu dinlemeye başladım. Önce güldüm dalga geçtim, eşim gibi konuşuyordu çünkü o da naif bir gençti pasifti… Çalışma ilerlerken bana kendimi gösteren bu genç adama hayranlık duydum. Çünkü anladım ki sevgilisi onu değil o sevgilisini de taşıyordu sırtında ve artık kadın gibi olmasını istiyordu. Yoksa ayrılacaktı. Çalışma sırasında o sonlara doğru değer biçtiğim genç adam mutsuz olduğu bu kadını bıraktı onu kapının dışına bıraktı. Derinden etkilenmiştim. Ben de tıpkı onun sevgilisi gibiydim ve bir gün benim sonumunda bu şekilde olması kaçınılmazdı.

Boşanma kelimesi ağzımdan kolay çıkıyordu zira annem de babamı boşamıştı. Çekememişti artık onu. Daha 16 yaşındaydım. Zaten içimde oluşmaya başlamış olan erkeklik duygusu o yıllardan sonra daha da kabardı. İki küçük kız ve bir anne tek başına hayata tutunmaya çalıştılar. Tutunduk da… Ama biz kendimizden o kadar uzaklaştık ki… İşte şimdi sonuçları yaşıyordum… Bana göre herşey iyi gidiyordu kötü günler geride kalmıştı. İyi bir üniv. okumuştum iyi bir yerde çalışıyordum. Ancak evlenince dengem bozulmaya başlamıştı. Çünkü kısmetimiz iki şekilde geliyordu ya bizi bize tanıttırmak için, ya da bizi tanımak için. Ben birinci şıktaydım ve bu mücadele demekti çatışma demekti…. Aynen öyle de olmuştu…


O sıralarda eşimle düzelmem gerektiğini düşünüyordum. Bunu yapmam lazımdı çünkü ben ona nasıl etki veriyorsam o da bana öyle tepki veriyordu. Benim yanımda kendisini erkek gibi hissedemiyordu. Kızgınlığı da beni dinlememesi de bu yüzdendi. İçimdeki kadını bulmak istiyordum dedim Melek’e. Nerede dedi. Kaybettim dedim. Ne zaman dedi, düşündüm…. çocuktum dedim… 9 yaşlarındaydım belki de… Ve çalışma başladı. Beni ayakta tutan güçlü olmamamı sağlayan kadınlıktan uzaklaştıran o eril güç tam arkamda duruyordu ve ellerimi bağlamıştı arkadan. Harekete edemiyordum ama olsun ayakta duruyordum. Kaybettiğim kadınlığım ise tam karşımda ezik bir şekilde oturuyordu. Sordu Melek kim bu karşındaki dedi. Ağlamaya başladım, annem dedim. Peki arkandaki kim dedi, babam dedim…. Ben neredeydim peki tam ortada sıkışmıştım hareket bile edemiyordum. Uzun uzun tartıştım arkamdaki güçle ve onu karşıma alıp tartıştım. Onu hayatımda istemediğimi söyledim. Gitmesi çok zor oldu ama nihayetinde gitti…Peki şimdi önümde duran yerde oturan kadınlığımla ne yapacaktım… Onunla başbaşa kalmıştım…..

22 Mart 2014 Cumartesi

Evde Çikolata Yapımı

Merhaba efendim,

Uzun bir aradan sonra sizlerle bir çikolata tarifi paylaşacağım...


Evde Çikolata tarifimize :


EVDE ÇİKOLATA TARİFİ
3 Kahve Fincan şeker
3 Kahve Fincan un
1 Kahve Fincan kakao
6 Taze köy yumurtası
125 gr. tereyağı 
1 Kahve Fincan süt.
1 paket vanilya

Yumurta ve şeker en az yirmi dakika kadar mikserde çırpılacak. Un, süt, kakao eklenip yeniden çırpmaya devam. En az 25 dakika bu karışım mikserde karıştırılacak. ( çikolatanın kıvamını bu karıştırma yönlendiriyor) asla zamanı kısaltmayın. Sonra tereyağ kısık ateşte eriyecek ve yanmamasına dikkat edin. Ilımaya bırakılmalı. Sıcak olmaması gerekiyor. Eritilen yağ tekrar karışıma ilave edilecek. Beş dakika karıştırıp, yağın karışımla bütünleşdiğinden emin olduktan sonra kalıplara buzdolabında dondurmaya bırakabilirsiniz. Yada tepsiye yağlı kağıt serip kaşık yardımı ile parçacıklar halinde yerleştirebilirsiniz. En az iki üç saat buzdolabında soğumaya bırakılmalı. İsterseniz fındık bile katabilirsiniz.

Ölçü isteğe göre çoğaltılabilir... Ben hep bu tarifin iki bazen üç mislini yapardım. Malum iki çocuk olunca .

Afiyet olsun...

11 Haziran 2013 Salı

Evde doğal cif yapımı..

Evde doğal deterjan tariflerimize bir yenisini daha ekleyelim istedim..

Oldukçada güzel bir tarif..
Teşekkürler Nuran Zembilciye bizimle paylaştığı için,


 Günlerdir biriktirdiğim yumurta kabukları ve sirkede beklettiğim limon kabukları ile cif yaptim. Ve ovdum. Sonuç mükemmel. 

Tarifi :20 yumurta kabuğu
 2 su bard.karbonat
4 limon kabuğu 
1 su bardağı sirke
(2 hafta limon kabuklarini sirkede beklettim.20 yumurta kabuğunu kurutup havanda ezdim. Limon kabuklarini süzekten döküp sirkeyi ayırdim. Ve bütün malzemeyi karıştırdım.iyice çalkalayıp istediğim kıvama gelene kadar sirke ekledim.)

30 Nisan 2013 Salı

Evde ıslak mendil yapımı

Değerli arkadaşıma bana tarifini yayınlama izni verdiği için teşekkür ediyorum..
Buyrun efendim,,,

 Ev yapımı ıslak mendil:
 Malzemeler: 1 kutu pamuk 1/2 su bardağı halis zeytinyağı 1 su bardağı içme suyu 1 kapaklı yassı saklama kabı Makas
Yapılışı: Önce su ve zeytinyağını cam kavanozda iyice çalkalayın. Çalkalamayı keser kesmez hemen resimdeki gibi pamuğu katlayarak kaseye yerleştirirken, her kata ayrı ayrı bu karışımdan arasıra çalkalamaya devam ederek dökün. Ağer çalkalamayı bırakırsanız hemen ayrışıyorlar çünkü. Son katı da döktükten sonra pamuğu ters çevirrek arkasına da kalanları dökün. Ben en fazla 3 kat yapıyorum ki kaba sığsın.
Elinizle bastırarak pamuğa karışımın iyice nüfuz etmesini sağlayın. Pamuğu fazla ıslatmayın, karışımımız damlamamalı. tam ıslak mendil kıvamındaki kadar ıslak olmalı. Sonra ilk kat pamuğu kaldırarak elinizle yanlardan çekerek 2 ye hatta benim yaptığım gibi 3 e ayırabilirsiniz. Böylece istediğimiz inceliğe de ulaşıyoruz. Akabinde makasınızla istediğiniz büyüklükte kesip kullanabilirsiniz. Bebişlerimizin popişine layık katkısız, tertemiz doğal ve yeteri kadar kayganlıktaki ıslak mendilimiz hazır. Üstelik yenidoğanlardaki sarı sarı kaka lekelerini bile ciltten kolayca tek sürüşte çıkarıyor. Bebeğimizin cildini örselemiyor. Pişiği de önlüyor. Kapağımızı her kullanımdan sonra kapatalım.
İyi günlerde kullanın.
Bir de bana iyilik için dua edin ;)
Sevgiler
Emine Ceylan