1 Şubat 2013 Cuma

Hediye sahibini buldu,,,

Sabahtan beri nette sorun vardı sonucu yazamadım.Kusuruma bakmayın..

Efendimiz kitabının sahibi GÜLİ  isimli izleyicimiz..

Tebrik ediyorum kendisini ve goparadays@hotmail.com adresine maılle adres bılgılerını gondermesını rıca edıyorum..

Hepınıze ıyı hafta sonları..

27 Ocak 2013 Pazar

Büyüklere karne hediyesi benden...Buyrun çekilişe...

Merhaba yeni bir çekilişle yine karşınızdayım...

Umarım tatilinizi çocuklarınızla beraber dolu dolu geçirirsiniz..

Hepinize iyi tatiller.

İşte bugünkü hediyem,,

Reşit Haylamaz beyfendiniz bu kitabını ben çok beğenmiştim umarım sizde beğenirsiniz..



Çekiliş şartlarını da hemen ileteyim...Çekilişe katılmak isteyenler öncelikle bloguma üye olucaklar,sonra bu yazının altına bir yorum bırakıcaklar..
Eski üyelerim tabiiki tekrar üye olmalarına gerek yok..

Çekiliş Cuma günü sonlanıcak elinizi çabuk tutun..

Not:Kargo alıcıya aittir..Ptt kargoyla gönderilecektir...

4 Ocak 2013 Cuma

İffet-i Kalp notları...


Meğer her kadın ana doğarmış…

Hamile mahremiyete sarınmış demek.Hamile,rabbi tarafından ismi hayy ile yüklenmiş demek.Hamile,İlahi sırrın sahibi demek.Hamilelik ne kadar gizli tutulursa Rabbin sırrı saklanmış olurdu.Çocukda o denli edepli olurdu.

Bir masum kalbin anahtarı dokuz ay anaya verilirdi.Anne ya maneviyatla o kapıyı açıp dokuz aylık bir seyri sülük yaptırırdı bebeğine ya da kilitli bırkarak dokuz ay günahlara alıştırırdı.

Erkek.celal gömleğine cemal kaftanını giyip,öfkesini sabırla yutup kadına şefkatle muamele ederse yücelirdi.Ovakit kadın,erkeğine saygı duyardı.Kadın edebi erkeğinden öğrenirdi.Erkek kadına ne kadar şefkatli davranırsa kadında o derece edepli olurdu.

O Yetimdi.
Yetim bağsız kimsesiz,
Dayanaksız,sahipsiz..
Yetim,
Rabbim başkasına bırakmadığı demekti…

Doğum törendi.Doğum iki alemin anada buluşmasıydı.Onun için ana acı yaşardı.Doğum rable buluşma anıydı.Bu anda duyduğun acı.vahyin ağırlığındaki sıkıntı gibiydi.O anı bedene dönük acıyı dinleyerek değil,Rabbinle toplanmış perdelerde buluşma olarak geçirmek gerekirdi.

  Meryemciğim dedi teyzem;
Annenin niyeti ne ise çocuk ona göre yaşar.Ona göre hayatı biçimlenir.Annen hane seni ibadet eden bir kul olsun dıye istedi.Sen annenin niyetisin.

Odada deği kalpte dinlenirdi insan.Her kadının odası onun kalbiydi.Kadının evindeki huzuruda kalbi kadardı….

Bebebğin iffeti anasınki kadardı.

  Teyzem sordu:
-          Meryem,bebeğin iffeti için ne yapmalı?
-          Bebeğin iffeti anne babasının ki kadardır.Helede hamilelik döneminde anneye düşen tek bir bakışın ble çocukta tesiri vardır.
-          Ne gibi?
-          Kötü ahlak gibi…


  -Biliyor musun Meryem,en güzel kadın kimdir?
Teyzemin kendisinin cevaplaması için sustum.
  -En güzel kadın namahrem gölgesi düşmemiş olanıdır.



Not:Yaptığım alıntılar Nuriye çeleğen hanımın İffeti kalp kitabındandır..En yakın zamanda okumanızı tavsiye ederek çok ıbretle okuduğum yerleri sizlerle paylaşmak istedim..Umarım beğenmişsinizdir…

24 Aralık 2012 Pazartesi

Maydonoz çorbası tarifi,hem şifalı hem de nam nam...


Merhabalar,
Uzun bir aradan sonra size yeniden yazmak çok güzel..
Bugün yine yeni bir haberle karşınızdayım..Bundan sonra bu köşede sizlerle sağlıklı ve tabiî ki şifalı yemek tarifleri paylaşacağım…Umarım siz ve aileniz beğenirsiniz…

Gelelim ilk tarifimize;
   
MAYDANOZ ÇORBASI TARİFİ
Malzemeler:
1Bağ maydanoz.(Uçucu yağlar,apiin,B1,B2,C vitaminleri)
6Diş sarımsak(A,B VE bol miktarda C vitamini,iyot,kükürt)
3Yemek kaşığı zeytinyağı(Bol fosfor ve E vitamini)
1.5 yemek kaşığı  un
1 Su bardağı süt (protein,yağ,vitamin,kalsiyum,ve fosfor)
Toz beyaz biber
Tuz
½ toz zencefil (Uçucu yağlar,fenol bileşikleri,nişasta,kalsiyum,B ve C vitaminleri)
3 Su bardağı su

Yapılışı:
Sarımsaklar incecik doğranıp zeytinyağında sotelendikten sonra üzerine un ilavesiyle hafif kavrulur..
Kıyılan maydonozlar üzerine eklenip süt ve baharatı konulup karıştırılır.
Su ilavesiyle pişirilir.
Sütü sevmeyenler omum yerine sadece suyla da pişirebilirler..
 Pişince blendırdan geçirip geçirmemek zevkinize kalmış.
Şifası:
Her gün düzenli yenen maydonoz şişmanlamayı önler.Özellikle sapları kuvvetli idrar söktürücüdür.Terleticidir.Vucutta biriken zehirli maddeleri boşaltır.Cilk güzelliğiüzerine olumlu etkileri vardır.

Her mevsim pişirilebilecel bir çorbadır.

Afiyet olsun.
Not:A.Marankinin şifalı yemekler tarifi kitabından alıntıdır..

11 Aralık 2012 Salı

Kıyafet yönetmeliğine uzman bakışı...

Adem Güneş
Sorunlar, tek tip kıyafet içine saklanarak çözülemez


Uzmanlar, çocuklarda görülen davranış problemini analiz ederken ‘kök’ probleme inmeye çalışır. ‘Yansıyan’ problemlerle uğraşmazlar.

Anne babalar ise çocuklarında gördükleri problemlerin temeline inmek yerine, problemin dışa yansıyan kısmını ortadan kaldırmaya çalıştıkları için, çocukları ile her dönemde yeni ve enteresan sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Mesela, tırnaklarını yiyen bir çocuğun ebeveyni, bu problemi ortadan kaldırmak için kimi zaman çocuğun tırnaklarına acı biber sürer, kimi zaman parmaklarına yara bandı yapıştırır, kimi zaman da kızar, azarlar ve böylece çocuğun tırnak yemesinin önüne geçmeye çalışır. Bu yöntemler bazen işe yaramış gibi görünse de tırnak yemeyi bırakan çocukta bir süre sonra alt ıslatma veya tikler görülmeye başlayabilir. Bu defa ebeveyn çocuktaki bu problemleri yok etme gayretine girmişken, hiç beklenmedik bir anda okulda yeni bir sorun patlak verir: “Çocuğunuz arkadaşları ile kavga ediyor, derslerini hiç dinlemiyor.”
İşte ebeveynler çoğu defa böylesi bir kısır döngünün içine girdiklerini fark ettiklerinde artık bir uzman desteğine ihtiyaç duyduklarına inanır.
Uzmanlar ise böylesi problemlerle karşılaştıklarında, mesela, tırnak yemeyi bir problem olarak görmez. Alt ıslatma da bir problem değildir aslında. Veya çocukta görülen tikler de bir uzman için asıl problem değildir. Bunların her biri ‘yansıyan’ problemdir ve çocuğun “duygu dünyası”nda var olan bir “kök” problemin habercisidir. Eğer uzman, bu haberciyi ortadan kaldırmaya çalışırsa, o zaman kökte yatan asıl probleme ulaşamaz. Tırnak yemek bir habercidir ve bir çocuğun duygu dünyasına derinleşen uzman, çoğu defa tırnak yeme davranışının kökeninde çocuğun kendisini yetişkinlerin yanında ‘güçsüz, yetersiz, değersiz’ hissetmesin yattığına erişebilir.
Böylece uzman, aslında kökte yatan bu ‘yetersizlik’ hissi ile mücadele eder, çocuğa yetersizlik hissi veren yetişkinleri daha duyarlı hâle getirirse, tırnak yeme olarak dışarıya yansıyan problemin de kendiliğinden ortadan kalktığı görülür.
Bütün bunları neden söyledim…
Geçen günlerde okullardaki tek tip kıyafet uygulaması kaldırıldı, kıyafet serbestisi getirildi.  
Ben de geçen haftaki yazımda “Ülkemiz çocuklarının üzerindeki deli gömleği nihayet çıkartıldı” diyerek bu durumun çocuk dünyasına nasıl olumlu yansıyacağını işlemiştim.
Ancak gelen maillerden gördüm ki ebeveynler ve yöneticiler okullarda kıyafet serbestisi getirilmesinden dolayı endişeli…
Kimi ebeveyn “Kıyafet serbestliği ile çocuklar okula her gün başka kıyafetle gitmek için birbiriyle yarışacaktır” derken, kimi yönetici, “Fakir çocuklar eski ve yıpranmış kıyafetlerle okulda mahcup duruma düşecek” diyor… Bir başka ebeveyn marka tutkunu olan çocuklarının kendilerini nasıl da zora sokacağının endişesini yaşıyor.
Ve daha onlarca endişeli mail.
Her ne kadar bazı ebeveynler kıyafet serbestliğine böyle baksa da ben bir uzman olarak bu endişelerin temelinde, anne-babaların çocuklarındaki kök problemlerin üzerini ‘okul önlüğü’ ile örtmeye çalıştıklarını üzülerek görüyorum.
Bir çocuk marka bağımlısı ise marka bağımlılığı bir ‘kök’ problem değildir, bu ‘yansıyan’ bir problemdir. Ebeveynler kıyafet serbestisi ile marka bağımlılığının daha da üst seviyeye çıkacağını düşündüğü çocuğunun bu durumunu tek tip okul kıyafetiyle örtmek yerine, korkusuzca problemin derininde neler yatıyor diye durup düşünmesi pedagojik olarak daha sağlıklı olur. Veya bir fakir çocuğu tek tip kıyafet içinde ‘gizlemek’ yerine, o çocuğun bu hali, o okuldaki ebeveyni harekete geçirmeli ‘sağ elin verdiğini sol el görmemeli’ düsturu ve el birliğiyle o çocuğun kök problemini çözme gayretine girilmelidir.
Evet, endişeler yersiz değil, ancak tırnak yiyen çocuğun sorunu tırnağına bant yapıştırarak çözülemeyeceği gibi, her gün yeni bir kıyafet isteyen çocuğun sorunu da tek tip kıyafetle çözülmez.
Kıyafet serbestisi ebeveynlere ve yöneticilere çocuklardaki kök problemlerin görünmesi ve çözümü için bir fırsat verecek.
Bu fırsatı kazanca dönüştürmek lazım...

30 Kasım 2012 Cuma

Çekiliş varrrrrr....Kaçırmayın

Merhabalar efendim..

Yeni bir günden hepinize yürek dolusu selamlar,sevgiler...

Bir karar almış bulunmaktayım,bundan sonra blogumuzda hediye dağıtacağımmmmm..

Merak etmeyin hiç bir ön şart yada başka bir şey yok..

Tek yapmanız bloguma üye olmak ve üye olduktan sonra bu yazının altına yorum bırakmak..

Eski üyelerimizin sadece bu yazının  altına yorum bırakmaları yeterlidir..

Katılım tarihi gelecek cuma gününe kadardır...

Bu da benden size cuma hediyesi olsun..

Hediyemiz ise üstte gördüğünüz harika kıtaptır..Haydı kolay gelsin hepinize..

İyi hafta sonları..Sevgiler..Tuba

28 Kasım 2012 Çarşamba

Savaş ve hayat…


Savaş ve hayat…

Yeni bir yazı ve yeni bir günden hepinize merhabalar..

Bugün çok keyifli şeyler yazamayacağım için üzgünüm ama,
Dünya’nın diğer yarısında (çok uzağa gitmeyede gerek yok komşularımızda) savaşlar olurken nasıl bir yazı yazacağımı bilemiyorum..

Peki ya orda savaşın içinde hayatlar nasıl geçiyor,o çocuklar ne yiyor ne içiyor,minicik yürekler acıya nasıl dayanıyor işte ben asıl bunları hiç bilemiyorum…

Anneler tüm yakınlarını,eşini-çocuğunu yıkılan bir evin altında bırakmışken yeniden yaşamaya,nefes almaya nasıl tahammül ederler onu da bilemiyorum.
Biz birkaç gün markete gitmezsek dağ gibi eksik listesi yaparken,onlar bir ekmeği nerden bulur nasıl bulur da açlıktan ağlayan çocukları susturur onu da bilemiyorum.

Peki ben neyi biliyorum biliyormusunuz?
Duyarsızlığımızı biliyorum.
Bu ülkenin insanlarının ne kadar duyarsızlaştığını görüyorum.
Kimse kendini kandırmasın,Türk insanı hassastır,vicdanlıdır.merhametlidir! demesin..
Susturmayın vicdanınızı bunlarla..
Bal gibide duyarsız ve hatta duygusuzuz işte..
Empatiden yoksun,duygudan mahrum insanlara dönüşmüşüz işte.

Başka bildiklerimi de yazayımmı size,
Muhteşem diziler(!) başında  pinekleyen,günlerden gezmelerden geri durmayan,süsünden püsünden geri kalmayan insanlarız işte.
Savaş ve acı bu kadar yakınken bize duymayışımız görmeyişimizden yaınıyorum..

Hadi hadi mazur görebileceğim kişilerde var..Babalar mesela,aile idame ettirme derdinde olan babalar onları hoşgörebilirim.
Ama ya siz anneler,,,
Yüreği şefkatla dolu olması gereken duyarlılığı yüksek olan(!) anneler sizleri anlayamaıyorum ve hoşgöremiyorum..
Dua ediyoruz demeyin yapacağınız tek şey bu mu yani,elinizdengelen  bu mudur yani..

Yazık sana eyyyyyy insanlık ne hallere düştün.

Şunun altına şunu mu giysem bunun üstüne bunu mu alsam,şu çanta indirimdeymiş vs vs vs…

Bilmem ne derneğiyle şu kadar yardım göndermiş miş miş miş…
Hadi söyleyin bilmem kaç sıfırlı maaşınızdan tek sıfırlı yardım(!) yapmaya hele bide bunu lafını yapmaya utanmıyormusunuz?

Çok mu zor ihtiyaç dahilinde yaşamak …

O çok istediğimiz siyah çantayı almamak,yeşil elbisenin üstüne o çok uyan yeşil şalı takmamak.
Her elbisenin altına aynı renk ayakkabıyı giymek çok mu zor..

Bu açıdan bakınca ihtiyaç listesi bir anda yarıya iniyor değil mi?

Herkesi duyarlı olmaya ve ihtiyaç dahilinde yaşamaya çağırıyıorum..Uzak bir hayal değil…

Not:Sözlerim önce nefsimedir.
Tuba