24 Ekim 2012 Çarşamba
Evde doğal bayramlık çikolata...
Çikolata!
Çikolata yapımı ile ilgili hep şurdan burdan duyduğum tarifler vardı aklımda. Geçen gün mutfağa girdiğimde bütün bu parçaları birleştirdim ve ortaya çok lezzetli bir şey çıktı. Sanırım buna “Organik Çikolata” diyebiliriz : )
TARİF:
1. Kakao yağını benmari usulü eritin.
2. Tencereye kaymağı koyun, biraz eritin.
3. Üzerine kakao yağında çırptığınız yumurta sarısını ekleyin. Karıştırın.
4. Yavaş yavaş kakaoyu ekleyin. Eğer bitter kıvamında olmasını isterseniz 4-5 çorba kaşığı ekleyebilirsiniz. Bu esnada hiç durmadan karıştırmaya devam edin.
5. Bir müddet sonra kakao yağı kakaolu karışımdan ayrışmaya başlayacak. Şekeri yavaş yavaş ekleyin ve çırpın.
6. Fındıkları ekleyin çırpmaya devam edin.
7. Ateş mümkün olduğunca kısıkta iken 7-10dk kadar karışımı çırpın. Kakao yağı kakaolu karışımla tekrar bütünleşmeye başlayacak.
8. Altını kapatın ve soğuyana kadar hafifçe karıştırın.
9. karışımı 2cm kalınlığında yayabileceğiniz çelik bir kaba alın(ben dikdörtgen kek kalıbı kullandım). Buz dolabında 1 gece dondurun.
10. Ertesi gün istediğiniz şekilde keserek servis edin.
NOT: Bu tarife 1 çay bardağı kadar süt ekleyerek çikolata sosu elde etmek de mümkün. En yakın zamanda profiterol tarifi paylaşıp ev yapımı çikolata sosunu da deneyeceğiz.
Afiyet olsun.
Malzemeler
• 1 kase yağlı organik süt kaymağı
• 1 çay bardağı benmari usulü eritilmiş kakao yağı
• 3-4 çorba kaşığı organik kakao
• 3-4 çorba kaşığı kaya şekeri veya bal
• 1 çay bardağı taze kırılmış ve hafif dövülmüş fındık için
• 1 tane organik yumurta sarısı
Not:Bu tarifi çok uzun zaman önce alıntı yapmışım am nerden aldığımı unutmuşum bilginize...Tuba
5 Ekim 2012 Cuma
Çocuklara Okunası Kitaplar Listesi...
Merhabalar,
Uzun
bir süredir siz annelere söz verdiğim yazıyı kaleme almak zamanı geldide
geçiyor bile…
Bugünkü
konumuz hikaye,çocuklarımıza okuyabileceğimiz hikaye kitaplarından bahsetnek
istiyorum..Yazacağım tüm kitaplar bizim tecrübe ttiğimiz kitaplardır biline.
Kitap
isimlerine geçmeden önce genel birkaç bilgi paylaşayım sizlerle.
Okunan
hikaye ve masaların içerisinde küfür,şiddet,savaş ve psikolojık şiddet gibi
şeyler olmayacak.Hayali varlıklar olmamalı cin,dev vs gibi.
Eşyanın
tabiatına aykırı şeyler olmamalı mesela otobus konusmamalı,çekmece canlanmamalı
gibi.Biliyorum bunlar size şirin gelebilir ama çocukların bizimle aynı kanaatte
olduklarını sanmıyorum.
Bu
kadar bilgi yeter diyelim ve gelelım kitap isimlerine..
En
baştan belirteyim bunlar benim bulabildiğim ve okuyabildiğim en hasarsız ve
uygun olanları.Eğer varsa sizin bildiğiniz kitaplar bildirin bize lütfen.
Haydi başlayalım…..
1.Kızıma
bir yaş civarında aldığım sanırım ilk klitaptı MASAL OTOBÜSÜ DÜT DÜT .Ilk okul
çocuklarının elınde de timaşın bu serisini çok görüyorum.Gelelim görüşlerime bu
kitapta çok uygunzsuz hikayeler yok.Uygun görmediklerinizi değiştirebilirsiniz
okurken tabii kiii.
Uzun
bir süre bize yetmişti bu kitap.
2.Timaşın
bu serideki diğer kitabına geçelim MASAL TRENİ ÇUF ÇUF.Bir çok annenin bana
tavsiyesiyle aldığım ve hayal kırıklığı yaşadığım bir kitap.Neden mi?İçindekılerden
örnek vereyim isterseniz size;Bir hikayede yavrusu kaybolan bir anne ceylan
kitabın üstüne eğilerek ağlıyor ve gözyaşları kitaba damlıyor,gözyaşları
kıtaptakı yavru ceylanı canlandırıyor ve kitaptan dışarı çıkıyor.Bu hikayeyi
bir çocuğun nasıl algılayabileceğinibir düşünün derim sadece.Kitaptaki bir çok
hikayeyı keserek çıkarmak zorunda kaldım.Yarısı çıktıktan sonra okunabilecek birkaç
hikaye kalır sanıyorum.
3.Tali
serisi var birde.Serinin tüm kitaplarını ayrıntılı yazamayacağım ama önce
olumsuzu gösterip sonra olumluyu öğretiiği için bir çok annenin ortak görüşü
çocuklarda davranış bozukluğuna sebep olduğudur.Sahsı kanaatımde aynı yonde.
4.Gelelim
timaşın mini masallar serisine..Merak etmeyin bu seriyle ilgili söyleyeceğim
iyi şeylerde var.Keşke bu serinin kahramanları insan olsaydı çok daha iiy
olurdu demekle başlayalım öncelikle.Bu seri sanırım 30 küçük kitapçıktan
oluşuyor.Biz de sanırım 20 sını aldık.
Önce içlerinde olumlu,okunası gördüklerimi
yazayım.
1.Sincap nazik.Konusu misafirperverlik
çok hos bır hikaye olmus dogrusu.
2.Penguen karcan.İki kardeş penguen
anlatılıyor.Bri olumlu düsünen biri olumsuz.Okunabilir.
3.Küçük kurbi.Annesini kaybeden bir
yavrunun arayısı anlatılıyor.Acaba çocuklarda da anneyı kaybetme kaygısı
yasatır mı dıye endıse etmekteyım.
4.Küçük poni.Başka bir şehre taşınan
bir aıleyı anlatıyor.Çok hoş bu kıtapta.Okunabilir.
5.Timbo ile zimbo.İçinde kıskanclık
duygusu işlenmis.
6.Pti ve sınıfı.Ortak bır calısmayla
piyes hazırlayan bir snifi anlatıyor.Okunabilir.
7.Pamuk ve tekir.Aynı evde yasayan ıkı
arkadas analtılyıor.Biri dağınık biri düzenli.
8.Ayıcık nanu.Okurken çok
hüzünlendiğim hikaye.Hasta olan annesi hastaneye yatınca babsıyla kalan bir
yavruyu analtıyor.Okunabilir.
9.Panda pandi.Kardeşi doğan bir abla
anlatılıyor.Okunabilir.
10.Japon balığı şıp şıp.Okunabilir.
11.Kanguru hopidik.Hoş bir
hikaye.Empatı ye katkısı olacağını sanıyorum.
12.Karga gak guk.Yıkanmaya sevmeyen bır
karga anlatılıyor.Okunabilir.
13.Cimi,cici ve kıpr.Özürlü hayvanların
hayata küsmelerını anlatıyor.Okunabilir.
14.Vak vak vaki.Çiçek bahçesi yapmak
isteyen bir ördek anlatılyor.Okunabilir.
Şimdide
gelelim bu seride olumsuz bulduğum kitaplara….
1.Pembe kulak.Genel olarak bir şey
yokmuş gibi gözüksede kurt lu sahne cok sakıncalı.
2.Meraklı pot pot.Uygub değil.
3.Bıcırık todi.Dersini yapmadığı için
azarlanan ve ceza alan bir köpeği anlatıyor.Bende uygun değil
Benim
mini masallarda almadığım diğer kitapların hiakyelerinde de canlanan çekmeceler
var mesela,konusan kuklalar.Bunları uzmanlar önermediği için almıyoruz.
Mini
masallarda en olumlu gördüğüm resimlemeler.Çocukalr bunlara bayılıyor.Küçük
çocuklara çok güzel hitap edıyor.Bol resimlı ve az yazılı.Yazacak daha çok
kitap olsada şimdilik bunlarla yetinelim ısterseniz.
Son olarak bir uzman olmadığımı sadece bir
anne olduğumu bunları anne gözüyle yazdığımı söylemel isterim.SEVGILER…
Not:izinsiz
alıntı yapılamaz.
25 Eylül 2012 Salı
“Toplumsal Erdem”i yakalayabilmek için...
Adem Güneş AKSİYON
“Toplumsal Erdem”i yakalayabilmek için...
Uzunca zamandır çocuğun ceza ile “adam” edilemeyeceğini, ceza ile “adam edilmiş” çocuğun ise adam olamayacağını yazıyorum, çiziyorum, anlatıyorum.
Çocuk, ceza ile terbiye olmaz, diyorum.
Cezanın yıkıcı tesirinden bahsediyor, ceza alan ceza vermeye başlar, böylece ceza bir süre sonra şiddete dönüşür ve şiddet kısırdöngüsü içinde aileniz acı çeker, diyorum.
Ama şiddet ruhumuza öylesine sinmiş ki bir bardak suyun içine damlayan bir damla mürekkep gibi, ayrıştırmak neredeyse imkânsız hâle gelmiş.
Hâlbuki çocuk, yetişkinden alacağı ceza korkusu ile değil, yetişkine duyduğu “güven” duygusu ile ancak “insan” olabilir.
Öğretmen ödevini yapmadı diye bir çocuğu sınıf içinde azarlasa, kolundan tutup dışarı çıkartsa, aşağılasa, belki bir sonraki sefere o çocuk ödevini yapar getirir ama o öğrencinin içinde tuhaf bir şekilde kopan, güven duygusudur. “Kendisine karşı güven duygusu kaybedilmiş bir yetişkin” dünyanın en iyi öğretmeni dahi olsa “insan” yetiştiremez, yetiştirse yetiştirse, belki iyi bir matematikçi, iyi bir mühendis, iyi bir bankacı yetiştirir o kadar.
Çocukluk yıllarında güven duygusunu yitiren kişilerin benlik yapıları kaygılı olur.
Kaygı ise birçok davranış bozukluğunun temelidir.
Anne babasının bu denli üzerinde baskı kurduğu çocuklara bakıyoruz; bazen “kimlik kaygısı” oluşmuş, bazen “sınav kaygısı”… Aslında kaygısızca sınava girse çok daha başarılı olacağı hâlde, sınav sonunda kendisine yönelen bakışlara nasıl karşılık vereceği düşüncesi, bildiği soruları bile yapamamasına sebep oluyor. Unutuyor çocuk… Beyni durmuş gibi hatırlayamıyor kaygıdan… Kaç defa gördüm, sınav günü yaklaştıkça suratı bembeyaz olan, panik atak nöbetleri başlayan, ortaokul-lise öğrencisi olduğu hâlde altını ıslatmaya başlayan çocuklarlar var... Yazık değil mi bir insanı bu hâle sokmaya.
Çocuk eğitiminde yöntem bu mu olmalı?
Yöntem bu olursa, kendisine şiddet uygulanan çocuk da gider kendi gücü yettiği kişiye şiddet uygular.
İşte rakamlar ortada, merak eden gitsin baksın. TÜBİTAK’ın Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile yaptığı ortak çalışmada liselerde akran şiddeti yüzde 90. Yani her 10 lise öğrencisinden 9’u okuldaki diğer öğrencilerden şiddet görüyor. Hem de bunların yüzde 20’si cinsel şiddete maruz kaldıklarını ilan etmişler bütün yetkililere. Rastgele bir çalışmadan değil, tam 10 bin öğrenci üzerinde yapılan bilimsel bir çalışmadan bahsediyorum.
Biz yanıldık… Eğitimciler yanıldı… Yöneticiler gerçekten çok yanıldı…
Çocuk ceza ile yetişmezdi. Ceza ile çocuk yetiştirmek bir gelenek hâline geldi. Başka da bir yöntem bilemez olduk şimdilerde.
Mevlana’nın yaşadığı bir ülkede, insanları güven duygusu içinde yetiştirmek yerine, onları “kedi” terbiye eder gibi, sıkıştırarak, ezerek, döverek, ceza vererek terbiye etmeye kalkınca sonuç bu oluyor işte.
Mevlana’lar artık yok ortada… Olsa bile önce anne babası kabul etmiyor yumuşak huylu, halim selim çocuğu. “Böyle mıy mıy mıy olursan tabii okulda da dayak yersin, sokakta da!..” diyerek çocuklarını şiddete teşvik ediyor ebeveynler.
Evde böylesi şiddet için davet alan, okulda kendisine şiddet uygulanan çocuk, içindeki bu zehri sokaklara kusuyor.
İşte bakın, trafikte şiddet…
Aile içinde şiddet…
Kadına şiddet…
Markette şiddet…
Siyasette şiddet…
Medyada şiddet…
Reklamda şiddet…
Kendisine ve ailesine onurlu bir yaşam sunmak isteyen ebeveynler ciddi bir karar verip neredeyse toplumsal cinnete dönüşmüş olan şiddet kısır döngüsünden çıkmayı başarmalıdır.
Erdemli olmak, kendini ezdirmemekle değil, başkasını ezmemeyi öğrenmekle olur…
Ve toplumsal erdemi yakalamak, kendini korumak için saldırganlığın öğretilmesi ile değil, başkalarına güven ve emniyet sunabilecek kadar duyarlı bireylerin yetiştirilmesi ile mümkündür...
“Toplumsal Erdem”i yakalayabilmek için...
Uzunca zamandır çocuğun ceza ile “adam” edilemeyeceğini, ceza ile “adam edilmiş” çocuğun ise adam olamayacağını yazıyorum, çiziyorum, anlatıyorum.
Çocuk, ceza ile terbiye olmaz, diyorum.
Cezanın yıkıcı tesirinden bahsediyor, ceza alan ceza vermeye başlar, böylece ceza bir süre sonra şiddete dönüşür ve şiddet kısırdöngüsü içinde aileniz acı çeker, diyorum.
Ama şiddet ruhumuza öylesine sinmiş ki bir bardak suyun içine damlayan bir damla mürekkep gibi, ayrıştırmak neredeyse imkânsız hâle gelmiş.
Hâlbuki çocuk, yetişkinden alacağı ceza korkusu ile değil, yetişkine duyduğu “güven” duygusu ile ancak “insan” olabilir.
Öğretmen ödevini yapmadı diye bir çocuğu sınıf içinde azarlasa, kolundan tutup dışarı çıkartsa, aşağılasa, belki bir sonraki sefere o çocuk ödevini yapar getirir ama o öğrencinin içinde tuhaf bir şekilde kopan, güven duygusudur. “Kendisine karşı güven duygusu kaybedilmiş bir yetişkin” dünyanın en iyi öğretmeni dahi olsa “insan” yetiştiremez, yetiştirse yetiştirse, belki iyi bir matematikçi, iyi bir mühendis, iyi bir bankacı yetiştirir o kadar.
Çocukluk yıllarında güven duygusunu yitiren kişilerin benlik yapıları kaygılı olur.
Kaygı ise birçok davranış bozukluğunun temelidir.
Anne babasının bu denli üzerinde baskı kurduğu çocuklara bakıyoruz; bazen “kimlik kaygısı” oluşmuş, bazen “sınav kaygısı”… Aslında kaygısızca sınava girse çok daha başarılı olacağı hâlde, sınav sonunda kendisine yönelen bakışlara nasıl karşılık vereceği düşüncesi, bildiği soruları bile yapamamasına sebep oluyor. Unutuyor çocuk… Beyni durmuş gibi hatırlayamıyor kaygıdan… Kaç defa gördüm, sınav günü yaklaştıkça suratı bembeyaz olan, panik atak nöbetleri başlayan, ortaokul-lise öğrencisi olduğu hâlde altını ıslatmaya başlayan çocuklarlar var... Yazık değil mi bir insanı bu hâle sokmaya.
Çocuk eğitiminde yöntem bu mu olmalı?
Yöntem bu olursa, kendisine şiddet uygulanan çocuk da gider kendi gücü yettiği kişiye şiddet uygular.
İşte rakamlar ortada, merak eden gitsin baksın. TÜBİTAK’ın Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile yaptığı ortak çalışmada liselerde akran şiddeti yüzde 90. Yani her 10 lise öğrencisinden 9’u okuldaki diğer öğrencilerden şiddet görüyor. Hem de bunların yüzde 20’si cinsel şiddete maruz kaldıklarını ilan etmişler bütün yetkililere. Rastgele bir çalışmadan değil, tam 10 bin öğrenci üzerinde yapılan bilimsel bir çalışmadan bahsediyorum.
Biz yanıldık… Eğitimciler yanıldı… Yöneticiler gerçekten çok yanıldı…
Çocuk ceza ile yetişmezdi. Ceza ile çocuk yetiştirmek bir gelenek hâline geldi. Başka da bir yöntem bilemez olduk şimdilerde.
Mevlana’nın yaşadığı bir ülkede, insanları güven duygusu içinde yetiştirmek yerine, onları “kedi” terbiye eder gibi, sıkıştırarak, ezerek, döverek, ceza vererek terbiye etmeye kalkınca sonuç bu oluyor işte.
Mevlana’lar artık yok ortada… Olsa bile önce anne babası kabul etmiyor yumuşak huylu, halim selim çocuğu. “Böyle mıy mıy mıy olursan tabii okulda da dayak yersin, sokakta da!..” diyerek çocuklarını şiddete teşvik ediyor ebeveynler.
Evde böylesi şiddet için davet alan, okulda kendisine şiddet uygulanan çocuk, içindeki bu zehri sokaklara kusuyor.
İşte bakın, trafikte şiddet…
Aile içinde şiddet…
Kadına şiddet…
Markette şiddet…
Siyasette şiddet…
Medyada şiddet…
Reklamda şiddet…
Kendisine ve ailesine onurlu bir yaşam sunmak isteyen ebeveynler ciddi bir karar verip neredeyse toplumsal cinnete dönüşmüş olan şiddet kısır döngüsünden çıkmayı başarmalıdır.
Erdemli olmak, kendini ezdirmemekle değil, başkasını ezmemeyi öğrenmekle olur…
Ve toplumsal erdemi yakalamak, kendini korumak için saldırganlığın öğretilmesi ile değil, başkalarına güven ve emniyet sunabilecek kadar duyarlı bireylerin yetiştirilmesi ile mümkündür...
21 Ağustos 2012 Salı
Evde doğal oda spreyi yapımı....
Evde doğal oda spreyi yapımı....
Merhaba uzun süredir size yeni tarif vermedim,bugün size bir bayram hediyesi vermek istedim....
Buyrun efendim DOĞAL ODA SPREYİ TARİFİME,,,,,
DOĞAL ODA SPREYİ nasıl mı yapılır,buyrun malzeme listemize:
DOĞAL ODA SPREYİ
Bir çay bar. saf gülsuyu.
Sprey şişesi
Aromatik yağ(ben genelde yasemin çiçeği kullanıyorum kokusu bır harıka)
Su
Gelelim DOĞAL ODA SPREYİ yapılışına;
Aromatik yağımızdan istediğiniz kadar saf gülsuyuna katıyoruz.Tam bir ölçü veremeyeceğim çünkü sizin nasıl bir koku istediğinizi bilemiyorum:)
Az bir miktar koymanızı öneririm.Sonra şişeye boşaltın bu karışımı ve üstüne dolduyun suyu.Eğer koku hafif gelırse ılave edin yağdan.Alın size DOĞAL ODA SPREYi.
Benim gibi verin kızınızın eline bütün odalara sıkarak gezsin.
Hem oyun hem eğlence hem doğal...Var mı daha iyisi.
Hatta yapın bir kaç şişe wc ye banyoya koyun.Hemen sıkın her istediğinizde.
Kimyasal olmadığı ve baska bir şeyle seyreltilmediği için uzun süre kokusu kalıcı olmayacaktır bilginize.
Hepinize güzel kokulu mutlu bayramlar..
Not:İzinsiz alıntı yapılamaz.
Merhaba uzun süredir size yeni tarif vermedim,bugün size bir bayram hediyesi vermek istedim....
Buyrun efendim DOĞAL ODA SPREYİ TARİFİME,,,,,
DOĞAL ODA SPREYİ nasıl mı yapılır,buyrun malzeme listemize:
DOĞAL ODA SPREYİ
Bir çay bar. saf gülsuyu.
Sprey şişesi
Aromatik yağ(ben genelde yasemin çiçeği kullanıyorum kokusu bır harıka)
Su
Gelelim DOĞAL ODA SPREYİ yapılışına;
Aromatik yağımızdan istediğiniz kadar saf gülsuyuna katıyoruz.Tam bir ölçü veremeyeceğim çünkü sizin nasıl bir koku istediğinizi bilemiyorum:)
Az bir miktar koymanızı öneririm.Sonra şişeye boşaltın bu karışımı ve üstüne dolduyun suyu.Eğer koku hafif gelırse ılave edin yağdan.Alın size DOĞAL ODA SPREYi.
Benim gibi verin kızınızın eline bütün odalara sıkarak gezsin.
Hem oyun hem eğlence hem doğal...Var mı daha iyisi.
Hatta yapın bir kaç şişe wc ye banyoya koyun.Hemen sıkın her istediğinizde.
Kimyasal olmadığı ve baska bir şeyle seyreltilmediği için uzun süre kokusu kalıcı olmayacaktır bilginize.
Hepinize güzel kokulu mutlu bayramlar..
Not:İzinsiz alıntı yapılamaz.
17 Ağustos 2012 Cuma
DÜNYAYI KURTARAN SÜPER DADI YARAMAZ ÇOCUĞA KARŞI…
DÜNYAYI KURTARAN SÜPER DADI YARAMAZ ÇOCUĞA KARŞI…
Süper Dadı, reality şov şeklinde yıllardır İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde yayınlanan ve eğitimcilerin ve pedagogların tepkisini çeken bir program. Çocukların “yaramaz çocuk”, ailelerin “cahil ve beceriksiz” veya “fazla yumuşak” gösterildiği ve görünen problemleri çözmeye yönelik bu tür programlar yerine, güzel temeller inşa etmeye yönelik programları sabırsızlıkla bekliyorum.
Süper dadı programının Türkiye’de başlayacağını duyunca içimi büyük bir sıkıntı sarmıştı. Eyvah, dedim içimden. Programa katılma şartlarını okuyunca gülmek ile gerilmek arasında tereddüt yaşadım. Belli bir aile ve çocuk profili görecektik ekranda: (1) En az üç çocuk sahibi. (2) Çocuklardan en büyüğü 8 yaşında. (3) “Yaramaz ve söz dinlemeyen çocuklar.” Yani, en kötü durumdan, tersten başlayacaktık çocuk terbiyesini düşünmeye. “Yaramazlık yapan çocukları düzeltmek” gelecekti aklımıza annelik babalık ve çocuk terbiyesi dendiğinde…
Süper dadı, reality şov şeklinde yıllardır İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde yayınlanan ve eğitimcilerin ve pedagogların tepkisini çeken bir program. Çocuk problemi olarak sunulsa da aslında bir haftada çözümü mümkün olmayan aile problemlerini sihirli değnekle çözen tatlı cadı görünümündeki Joe Frost’un ve diğer süper dadıların imajı, bazı ailelerin şikâyetlerinden sonra yerle bir olmuştu. Bilinen bir örnek de İngiltere’de 4 yaşındaki bir çocuğun, süper dadı ziyaretinden bir süre sonra evini ateşe vermesiydi. Bu aile, çocuklarının rol yaparak ağlamaya teşvik edildiğini, aslında çok sevdikleri arka bahçe toplama işinin kurguyla süper dadının başarısı olarak gösterildiğini belirtmişlerdi. Haberin ayrıntıları arasında da, anne ve babanın program yayınlandıktan bir süre sonra zaten boşandığı geçiyordu. Bence programın en trajik olan ve anne-babanın kendilerine olan güvenini yerle bir eden anı ise dadının “cık cık cık, şu hale bak” nidaları eşliğinde yaptığı gözlemleri onlarla paylaşırken, çaresiz kaldıkları veya çileden çıktıkları anların videoda kendilerine gösterilmesi sonucu anne ve babanın utanmaları veya ağlamaları ve “Ben bu işi beceremedim” demeleriydi. Demeliydiler de, çünkü süper dadı az sonra onlara ve çocuklarına neyi yanlış yaptıklarını işaret parmağını sallayarak anlatacaktı.
‘SÜPER DADI’ FORMATINA NEDEN KARŞIYIM?
Şimdi esas meseleye gelelim: Öğretmen yetiştiren bir eğitimci ve iki çocuk annesi olarak neden süper dadıya karşıyım? Bunun altında yatan düşünce, bir televizyon programına kafayı takmış kıskanç ve narsist bir psikoloji değil elbette. Programın altında yatan felsefeyi çocuklarımızın karakter gelişimi için tehlikeli görüyorum da ondan.
Birincisi, süper dadı, bir sorun üzerine aileyi ziyaret ederek çocukların ortaya çıkan olumsuz davranışlarını yok etme teknikleri üzerine kurulmuş bir program. Yani davranışa eğiliyor ve davranışı ceza ve ödül teknikleriyle değiştirmeye çalışıyor. Davranışçı düşünce, felsefe olarak çocukların his dünyası, düşünce ve duygularıyla ilgilenmez. Bu çocuğun sıkıntıları neden, niçin ortaya çıkıyor, acaba birkaç aydır süren başka bir derdi mi var? Acaba bebeklik döneminde anne ve babaya bağlanmada bir problem mi yaşandı? Hangi problemleri, üzüntüleri ve korkuları öfke veya kırıp dökme olarak yansıtıyor? Bu konular hiç düşünülmeden, bu tür programlar ve altında yatan davranışçı felsefe içimize işler… İşler de, tarlasında fark ettiği birkaç ayrık otunun ucunu kesip rahatlayan, fakat bir hafta sonra hem aynı uçları tekrar görüp şaşıran hem de şimdi bütün tarlayı sarmış olan ve ürününü mahveden bu otlar karşısında çaresiz kalan acemi çiftçiye dönüşür anne-baba. Oysaki çağdaş çocuk eğitimi felsefesi, çocuk terbiyesi ve eğitimine, anne-baba ve çocukların doğum öncesi başlayan muhteşem bağıyla, sevgi ve şefkatle, doğal olarak, hissedilerek yaşanan huzurlu bir beraberlik olarak bakar. Bu beraberlikteki problemler, bir vücudun organlarının birbirinden etkilendiği gibi, herkesi etkiler ve herkesin işbirliğiyle, bir vücut olarak aşması gereken ortak dertlerdir. Dolayısıyla, çocuğumuzda görülen kızgınlık, tepki gibi davranışlar, esas problem değil, ancak başka bir problem olduğunu gösteren semptomlardır.
Alfie Kohn, cezanın çocukların ruhunda hem güven duygusunu azalttığını (“bunu yapmazsam bana her an birisi bir şey yapabilir”), ödüllerin de benmerkezciliğe itebileceğini (“bunu yaparsam benim için güzel bir şey yapılacak mı”) söyler. Dolayısıyla, düşünme odası gibi, ceza ve ödüller gibi muameleler çocuğun ruhunu zedeliyor, kalbini katılaştırıyor ve onu ailenin saygın bir parçası olarak değil, ya problem kaynağı ya da kenara itilmiş olarak resmediyor. Bu şekilde aile ve çocuğu karşı karşıya getirdiği gibi, aynı zamanda aileyi çaresiz bırakıyor ve anne-baba olma olgusunu, uzmanların söz sahibi, çocuğun ise kobay olduğu ve ancak teknik ve stratejilerle yürütülecek bir deney olarak algılamaya zorluyor. Sonunda, reçete olarak sunulan kalıplar ve herkese uyar diye tavsiye edilen taktikler, çocuğa uygulanıyor ve kısa süreli alınabilen sonuçlar, anne-babanın keyfini yerine getirebiliyor. Fark edemediğimiz ise çocuğun iç dünyasında, anne ve babanın bir huzur kucağı, güven yuvası, şefkat kaynağı olma özelliğinin, çocuğumuzu kendimizden uzaklaştıran ve ona bize karşı içten içe kızgınlık, pişmanlık, küskünlük ve umutsuzluk aşılayan bu tekniklerle yerle bir olduğu ve ergenlikte ve ileriki yaşlarda ortaya çıkacak bir öfke sağanağının bizi şu an için sessizce, düşünme odasında beklemeye durduğudur.
Peki, biz nasıl yaklaşalım çocuklarımızda beliren ve bizi tedirgin eden hareketlere? Öncelikle anne ve babanın çocuğun bedensel, ruhi, zihni, sosyal ve duygusal gelişiminin her yaşta nasıl olduğunu bilmesi gerekir. Mesela, Erik Erikson, bebeklerin ilk 2 yılını anneye ve aileye çok sağlam bağlarla bağlanmaları gereken, temel atılan bir dönem olarak niteler ve 2 yaş dönemi yaşanan anneden ayrılığın ve inatçılık döneminin çocuğun karakterinin oluşması ve ilerideki zorluklara göğüs germesi için çok önemli olduğunu söyler. İkinci aşama, bakış açımızı değiştirmek. Amerika’da her çocuğun bireysel karakter özelliklerinin ve tavırlarının aile üzerinde nasıl etkili olduğunu araştıran Barry Brazelton, çocuk eğitiminin çocuk üzerinde genel teknikler uygulayarak davranışlarını değiştirmekten çok daha kompleks bir süreç olduğunu söyler. Böyle bakınca, herhangi bir problemle karşılaştığımızda, gelişim dönemlerinde olacak tipik sarsıntıların haricinde, “Çocuğumuzun ruhunun ve aklının rahatlaması için neye ihtiyacı var?”, “Hangi ailevi durumumuzdan etkileniyor?” gibi sorularla çocuğumuzu destekleyen ve kucaklayan bir anlayışa sahip olabiliriz. Artık “çocuğu eğitmek”, “çocuğu değiştirmek”, “çocuğun yaramazlığını bırakıp uslu bir çocuk olması”, esas amaç olmaktan çıkar bizim için.
Son olarak, okuyucu içinden gelen bu sese kulak verir mi: “Ne gereği vardı bu kadar düşüncenin ve bu yazının? Çok abartmışsın.” Fakat medyada sunulan örneklerin insanların hayatlarını şekillendirdiği araştırmalarca defalarca ortaya konulmuş durumda, bu konuda görülen örneklerin kurgu veya gerçek, video çekimi veya animasyon olması etkisinde bir farklılık oluşturmuyor, çünkü elenemeden hızlıca içeri alınan bu modellemeler beynin hayat kriterlerini belirlediği, bilinçaltı bölgelerinde çok etkili oluyor. Çocukların “yaramaz çocuk”, ailelerin “cahil ve beceriksiz” veya “fazla yumuşak” gösterildiği ve görünen problemleri çözmeye yönelik bu tür programlar yerine, güzel temeller inşa etmeye yönelik programları sabırsızlıkla bekliyorum.
*Dr., Indiana (Purdue) Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Departmanı
Zeynep IŞIK ERCAN / Zaman
19 Temmuz 2012 Perşembe
’KİMYASAL DETERJAN KADAR İNSAN SAĞLIĞINA ZARAR VEREN BİR MADDE YOKTUR’’
’KİMYASAL DETERJAN KADAR İNSAN SAĞLIĞINA ZARAR VEREN BİR MADDE YOKTUR’’
‘’ Evsel temizlik malzemeleri, kısırlığın yanı sıra nörolojik, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi rahatsızlıklara da yol açıyor. Çok kullanılan 15 bin kimyasal maddeden yaklaşık yüzde 75'inin henüz zehirli¬lik testi yapılmış değil. Ortalama bir evde bulunan 150'den fazla kimyasal madde alerji, doğum kusurları, kanser ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor. Bunun yanı sıra kişisel bakım ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerin 884'ü zehirli. Ayrıca 146'sı tümöre, 218'i üreme bozukluklarına, 314'ü biyolojik mutasyona, 376'sı deri ve göz tahrişine neden oluyor.
Zehirli kimyasal maddeler hayatımıza girdikçe, vücudumuzdaki yağ dokusunda biriken zehir seviyesi de artıyor. Biyobirikim çalışmaları, bazı zehirlerin yaşamımız boyunca vücudumuzda biriktiğini gösteriyor.’’
Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız
1-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir.
2-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı (6 ton) su ile durulamanız gerekir.
3-Banyoda: Şampuan- body jel kullanmışsanız (2 ton) su ile durulanmanız gerekir.
Küçük çocuğu olup ta boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik problemsiz büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır.
Rahim-meme ve prostat kanserinin, mide kanserinin en büyük tetikleyicisi deterjanlardır.
Nitekim 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir.
Bizim kullanmamamız belki çok bir şeyi değiştirmeyecek ama bizim bu hesabı verenlerin içerisinde olmamamız gerekmektedir. Temizliğin tabii yollarla yapılması gerektiğini sevdiklerimize tanıdıklarımıza bildirmek bir VAZİFEDİR-GÖREVDİR.”
Biz işte bunlar için illede doğal deterjan diyoruz ve temizlikten önce doğallığı savunuyoruz…
Biz size bizim deterjanımız harıka yıkayacak şöyle temiz olacak böyle parlayacak gibi bir vaatte bulunmuyoruz,,,
Hatta her lekeyi çıkaramayabiliceğini de söylüyoruz çünkü kimyasal olmayan bir deterjandan bunu beklemek bir lüks olur…
Önemli olan size zarar vermemesidir.Önceliğimiz budur.
Renklilerde küçük bir çay bar. Kadar kullanamanız yeterlidir.
Siyahlarda ölçüyü azaltmanızı,
Beyazlarda aynı ölçüye bir çay bar. Soda eklemnizi öneririz.
Umarız memnun kalırsınız…
Sipariş için buyrun,,,,
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fannetubadannotlar.blogspot.com%2F2012%2F07%2Fdogal-camasr-makinesi-deterjan.html&h=NAQHZpSHcAQHpsOI-cqUrEzMiiRfuqakchTTocWnyrZ1tJg&enc=AZP_1AcStjgiZka1o2AY0O_PoUxh50JWFLKZNGizjTh1LchnqQKbmhZhq7L2jS7w5RcBMIuhznJiVgGLHxHUNXYb
‘’ Evsel temizlik malzemeleri, kısırlığın yanı sıra nörolojik, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi rahatsızlıklara da yol açıyor. Çok kullanılan 15 bin kimyasal maddeden yaklaşık yüzde 75'inin henüz zehirli¬lik testi yapılmış değil. Ortalama bir evde bulunan 150'den fazla kimyasal madde alerji, doğum kusurları, kanser ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor. Bunun yanı sıra kişisel bakım ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerin 884'ü zehirli. Ayrıca 146'sı tümöre, 218'i üreme bozukluklarına, 314'ü biyolojik mutasyona, 376'sı deri ve göz tahrişine neden oluyor.
Zehirli kimyasal maddeler hayatımıza girdikçe, vücudumuzdaki yağ dokusunda biriken zehir seviyesi de artıyor. Biyobirikim çalışmaları, bazı zehirlerin yaşamımız boyunca vücudumuzda biriktiğini gösteriyor.’’
Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız
1-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir.
2-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı (6 ton) su ile durulamanız gerekir.
3-Banyoda: Şampuan- body jel kullanmışsanız (2 ton) su ile durulanmanız gerekir.
Küçük çocuğu olup ta boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik problemsiz büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır.
Rahim-meme ve prostat kanserinin, mide kanserinin en büyük tetikleyicisi deterjanlardır.
Nitekim 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir.
Bizim kullanmamamız belki çok bir şeyi değiştirmeyecek ama bizim bu hesabı verenlerin içerisinde olmamamız gerekmektedir. Temizliğin tabii yollarla yapılması gerektiğini sevdiklerimize tanıdıklarımıza bildirmek bir VAZİFEDİR-GÖREVDİR.”
Biz işte bunlar için illede doğal deterjan diyoruz ve temizlikten önce doğallığı savunuyoruz…
Biz size bizim deterjanımız harıka yıkayacak şöyle temiz olacak böyle parlayacak gibi bir vaatte bulunmuyoruz,,,
Hatta her lekeyi çıkaramayabiliceğini de söylüyoruz çünkü kimyasal olmayan bir deterjandan bunu beklemek bir lüks olur…
Önemli olan size zarar vermemesidir.Önceliğimiz budur.
Renklilerde küçük bir çay bar. Kadar kullanamanız yeterlidir.
Siyahlarda ölçüyü azaltmanızı,
Beyazlarda aynı ölçüye bir çay bar. Soda eklemnizi öneririz.
Umarız memnun kalırsınız…
Sipariş için buyrun,,,,
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fannetubadannotlar.blogspot.com%2F2012%2F07%2Fdogal-camasr-makinesi-deterjan.html&h=NAQHZpSHcAQHpsOI-cqUrEzMiiRfuqakchTTocWnyrZ1tJg&enc=AZP_1AcStjgiZka1o2AY0O_PoUxh50JWFLKZNGizjTh1LchnqQKbmhZhq7L2jS7w5RcBMIuhznJiVgGLHxHUNXYb
15 Temmuz 2012 Pazar
Sivrisinekler İçin Doğal Çözümler
Sivrisinekler İçin Doğal Çözümler |
Yazın
kâbusu sinekler sıcakların artmasıyla kendilerini göstermeye
başladılar. Bu durum büyükten küçüğe hemen hemen herkes için bir
işkenceye dönüşebiliyor. Sinek vızıltılarıyla bölünen gece uyguları,
sabaha cildinizde pek çok ısırıkla uyanmanız ve bitmeyen kaşıntılar..
Yazın
henüz başındayken küçük kardeşim de sivrisineklerden nasibini aldı.
Sonrasında oluşan kaşıntı ve yanma hissini ancak doğal ev yapımı
sirkeyle geçirebildik. Sivrisineklerle başı dertte olan pek çok kişi
duydukça bunun da kimyasal kullanmadan, bitkilerle doğal yollardan bir
çözümü vardır diye düşündüm ve sizler için kolları sıvadım…
İşte hem evde kolaylıkla yapabileceğiniz hem de evinizin ve cildinizin güzel kokmasına yardımcı olacak pratik çözümler:
Sivrisinek
kovucuları çeşitli şekillerde kullanmak mümkün. Odanızda
yetiştireceğiniz bitkilerden tutun, cilde uygulayacağınız sıvı ve
merhemlere kadar..
1. Öncelikle çay olarak kullanabileceğiniz bitkilerle başlayalım:
Çay: 200 ml’e 5gr aşağıda verilen bitkilerden (1 su bardağına 1 tatlı kaşığı). 5 dk. kaynatılır. Önce drog, sonra su eklenir. Ağzı kapalı şekilde 5-8dk bekletilir. Sonra süzüp içebilirsiniz.
Bitkilerden
melisa, aynı sefa, biberiye ve lavanta çaylarını içerseniz sinekler bu
bitkilerin kokularını sevmediğinden size yaklaşmazlar...
2. Uçucu yağlar:
Bunlar hem vücut losyonu hem de oda kokusu olarak (buhurdanlıkla) kullanabileceğiniz alternatiflerdir:
- Limon yağı
- Okaliptüs yağı
- Tarçın yağı
- Biberiye yağı
- Melisa yağı
- Sedir yağı
- Nane yağı
- Sardunya yağı
- Lavanta yağı
- Kekik yağı
- Yenibahar yağı
En etkili ve kolay ulaşılabilir yağlardan biri de çörekotu yağıdır.
3. Spreyler:
Evde
kolaylıkla hazırlayabileceğiniz pratik çözümlerdir. Sprey şişenizin cam
olması önemli noktalardan bir tanesidir. Cam Sprey şişesini sade
pazardan temin edebilisiniz.
- 15 damla Limon yağı
- 15 damla Lavanta yağı
- 15 damla Okaliptüs yağı
- 15 damla Hint defnesi yağı
- 2 kaşık susam yağı* veya jojoba yağı
Tüm malzemeleri cam sprey şişesine doldurun, uykudan önce veya akşam dışarı çıkarken istediğiniz bölgeye uygulayın.
*susam yağı güneş ışığının %40’nı engellediğinden güneş koruyucu olarak da kullanılabilmektedir.
Not:
Bu karışımları birebir hazırlamak zorunluluğunuz yok. Tariflerde
kendinize göre eklemeler çıkarmalar yapabilirsiniz Yağları emin
olduğunuz yerlerden almanızı önemle tavsiye ederim. Sade Pazar’da satılan uçucu yağlara güvenebilirsiniz.
Bu
tavsiyelere ek olarak evinizde hem güzel kokan hem de sivrisineklerin
yaklaşmasını engelleyecek birkaç bitki önerebiliriz. Fesleğen,reyhan,
ıtır bunlardan bazıları.Bu bitkileri evinizin bir köşesinde uygun
saksılar içinde yetiştirebilirsiniz. Bu bitkileri büyük marketlerden,
botanik bahçelerinden ve çiçekçilerden kolaylıkla temin edebilirsiniz.
Reyhan
| kaynak:sade hayat |
fesleğen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
