25 Eylül 2012 Salı

“Toplumsal Erdem”i yakalayabilmek için...

Adem Güneş                              AKSİYON
“Toplumsal Erdem”i yakalayabilmek için...

Uzunca zamandır çocuğun ceza ile “adam” edilemeyeceğini, ceza ile “adam edilmiş” çocuğun ise adam olamayacağını yazıyorum, çiziyorum, anlatıyorum.

Çocuk, ceza ile terbiye olmaz, diyorum.
Cezanın yıkıcı tesirinden bahsediyor, ceza alan ceza vermeye başlar, böylece ceza bir süre sonra şiddete dönüşür ve şiddet kısırdöngüsü içinde aileniz acı çeker, diyorum.
Ama şiddet ruhumuza öylesine sinmiş ki bir bardak suyun içine damlayan bir damla mürekkep gibi, ayrıştırmak neredeyse imkânsız hâle gelmiş.
Hâlbuki çocuk, yetişkinden alacağı ceza korkusu ile değil, yetişkine duyduğu “güven” duygusu ile ancak “insan” olabilir.
Öğretmen ödevini yapmadı diye bir çocuğu sınıf içinde azarlasa, kolundan tutup dışarı çıkartsa, aşağılasa, belki bir sonraki sefere o çocuk ödevini yapar getirir ama o öğrencinin içinde tuhaf bir şekilde kopan, güven duygusudur. “Kendisine karşı güven duygusu kaybedilmiş bir yetişkin” dünyanın en iyi öğretmeni dahi olsa “insan” yetiştiremez, yetiştirse yetiştirse, belki iyi bir matematikçi, iyi bir mühendis, iyi bir bankacı yetiştirir o kadar.
Çocukluk yıllarında güven duygusunu yitiren kişilerin benlik yapıları kaygılı olur.
Kaygı ise birçok davranış bozukluğunun temelidir.
Anne babasının bu denli üzerinde baskı kurduğu çocuklara bakıyoruz; bazen “kimlik kaygısı” oluşmuş, bazen “sınav kaygısı”… Aslında kaygısızca sınava girse çok daha başarılı olacağı hâlde, sınav sonunda kendisine yönelen bakışlara nasıl karşılık vereceği düşüncesi, bildiği soruları bile yapamamasına sebep oluyor. Unutuyor çocuk… Beyni durmuş gibi hatırlayamıyor kaygıdan… Kaç defa gördüm, sınav günü yaklaştıkça suratı bembeyaz olan, panik atak nöbetleri başlayan, ortaokul-lise öğrencisi olduğu hâlde altını ıslatmaya başlayan çocuklarlar var... Yazık değil mi bir insanı bu hâle sokmaya.
Çocuk eğitiminde yöntem bu mu olmalı?
Yöntem bu olursa, kendisine şiddet uygulanan çocuk da gider kendi gücü yettiği kişiye şiddet uygular.
İşte rakamlar ortada, merak eden gitsin baksın. TÜBİTAK’ın Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile yaptığı ortak çalışmada liselerde akran şiddeti yüzde 90. Yani her 10 lise öğrencisinden 9’u okuldaki diğer öğrencilerden şiddet görüyor. Hem de bunların yüzde 20’si cinsel şiddete maruz kaldıklarını ilan etmişler bütün yetkililere. Rastgele bir çalışmadan değil, tam 10 bin öğrenci üzerinde yapılan bilimsel bir çalışmadan bahsediyorum.
Biz yanıldık… Eğitimciler yanıldı… Yöneticiler gerçekten çok yanıldı…
Çocuk ceza ile yetişmezdi. Ceza ile çocuk yetiştirmek bir gelenek hâline geldi. Başka da bir yöntem bilemez olduk şimdilerde.
Mevlana’nın yaşadığı bir ülkede, insanları güven duygusu içinde yetiştirmek yerine, onları “kedi” terbiye eder gibi, sıkıştırarak, ezerek, döverek, ceza vererek terbiye etmeye kalkınca sonuç bu oluyor işte.
Mevlana’lar artık yok ortada… Olsa bile önce anne babası kabul etmiyor yumuşak huylu, halim selim çocuğu. “Böyle mıy mıy mıy olursan tabii okulda da dayak yersin, sokakta da!..” diyerek çocuklarını şiddete teşvik ediyor ebeveynler.
Evde böylesi şiddet için davet alan, okulda kendisine şiddet uygulanan çocuk, içindeki bu zehri sokaklara kusuyor.
İşte bakın, trafikte şiddet…
Aile içinde şiddet…
Kadına şiddet…
Markette şiddet…
Siyasette şiddet…
Medyada şiddet…
Reklamda şiddet…
Kendisine ve ailesine onurlu bir yaşam sunmak isteyen ebeveynler ciddi bir karar verip neredeyse toplumsal cinnete dönüşmüş olan şiddet kısır döngüsünden çıkmayı başarmalıdır.
Erdemli olmak, kendini ezdirmemekle değil, başkasını ezmemeyi öğrenmekle olur…
Ve toplumsal erdemi yakalamak, kendini korumak için saldırganlığın öğretilmesi ile değil, başkalarına güven ve emniyet sunabilecek kadar duyarlı bireylerin yetiştirilmesi ile mümkündür...

21 Ağustos 2012 Salı

Evde doğal oda spreyi yapımı....

Evde doğal oda spreyi yapımı....

Merhaba uzun süredir size yeni tarif vermedim,bugün size bir bayram hediyesi vermek istedim....

Buyrun efendim DOĞAL ODA SPREYİ TARİFİME,,,,,

DOĞAL ODA SPREYİ nasıl mı yapılır,buyrun malzeme listemize:

  DOĞAL ODA SPREYİ 

Bir çay bar. saf gülsuyu.
Sprey şişesi
Aromatik yağ(ben genelde yasemin çiçeği kullanıyorum kokusu bır harıka)
Su

Gelelim DOĞAL ODA SPREYİ yapılışına;

Aromatik yağımızdan istediğiniz kadar saf gülsuyuna katıyoruz.Tam bir ölçü veremeyeceğim çünkü sizin nasıl bir koku istediğinizi bilemiyorum:)

Az bir miktar koymanızı öneririm.Sonra şişeye boşaltın bu karışımı ve üstüne dolduyun suyu.Eğer koku hafif gelırse ılave edin yağdan.Alın size DOĞAL ODA SPREYi.

Benim gibi verin kızınızın eline bütün odalara sıkarak gezsin.
Hem oyun hem eğlence hem doğal...Var mı daha iyisi.

Hatta yapın bir kaç şişe wc ye banyoya koyun.Hemen sıkın her istediğinizde.

Kimyasal olmadığı ve baska bir şeyle seyreltilmediği için uzun süre kokusu kalıcı olmayacaktır bilginize.

Hepinize güzel kokulu mutlu bayramlar..

Not:İzinsiz alıntı yapılamaz.

17 Ağustos 2012 Cuma

DÜNYAYI KURTARAN SÜPER DADI YARAMAZ ÇOCUĞA KARŞI…


DÜNYAYI KURTARAN SÜPER DADI YARAMAZ ÇOCUĞA KARŞI…

Süper Dadı, reality şov şeklinde yıllardır İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde yayınlanan ve eğitimcilerin ve pedagogların tepkisini çeken bir program. Çocukların “yaramaz çocuk”, ailelerin “cahil ve beceriksiz” veya “fazla yumuşak” gösterildiği ve görünen problemleri çözmeye yönelik bu tür programlar yerine, güzel temeller inşa etmeye yönelik programları sabırsızlıkla bekliyorum.
Süper dadı programının Türkiye’de başlayacağını duyunca içimi büyük bir sıkıntı sarmıştı. Eyvah, dedim içimden. Programa katılma şartlarını okuyunca gülmek ile gerilmek arasında tereddüt yaşadım. Belli bir aile ve çocuk profili görecektik ekranda: (1) En az üç çocuk sahibi. (2) Çocuklardan en büyüğü 8 yaşında. (3) “Yaramaz ve söz dinlemeyen çocuklar.” Yani, en kötü durumdan, tersten başlayacaktık çocuk terbiyesini düşünmeye. “Yaramazlık yapan çocukları düzeltmek” gelecekti aklımıza annelik babalık ve çocuk terbiyesi dendiğinde…
Süper dadı, reality şov şeklinde yıllardır İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde yayınlanan ve eğitimcilerin ve pedagogların tepkisini çeken bir program. Çocuk problemi olarak sunulsa da aslında bir haftada çözümü mümkün olmayan aile problemlerini sihirli değnekle çözen tatlı cadı görünümündeki Joe Frost’un ve diğer süper dadıların imajı, bazı ailelerin şikâyetlerinden sonra yerle bir olmuştu. Bilinen bir örnek de İngiltere’de 4 yaşındaki bir çocuğun, süper dadı ziyaretinden bir süre sonra evini ateşe vermesiydi. Bu aile, çocuklarının rol yaparak ağlamaya teşvik edildiğini, aslında çok sevdikleri arka bahçe toplama işinin kurguyla süper dadının başarısı olarak gösterildiğini belirtmişlerdi. Haberin ayrıntıları arasında da, anne ve babanın program yayınlandıktan bir süre sonra zaten boşandığı geçiyordu. Bence programın en trajik olan ve anne-babanın kendilerine olan güvenini yerle bir eden anı ise dadının “cık cık cık, şu hale bak” nidaları eşliğinde yaptığı gözlemleri onlarla paylaşırken, çaresiz kaldıkları veya çileden çıktıkları anların videoda kendilerine gösterilmesi sonucu anne ve babanın utanmaları veya ağlamaları ve “Ben bu işi beceremedim” demeleriydi. Demeliydiler de, çünkü süper dadı az sonra onlara ve çocuklarına neyi yanlış yaptıklarını işaret parmağını sallayarak anlatacaktı.
‘SÜPER DADI’ FORMATINA NEDEN KARŞIYIM?
Şimdi esas meseleye gelelim: Öğretmen yetiştiren bir eğitimci ve iki çocuk annesi olarak neden süper dadıya karşıyım? Bunun altında yatan düşünce, bir televizyon programına kafayı takmış kıskanç ve narsist bir psikoloji değil elbette. Programın altında yatan felsefeyi çocuklarımızın karakter gelişimi için tehlikeli görüyorum da ondan.
Birincisi, süper dadı, bir sorun üzerine aileyi ziyaret ederek çocukların ortaya çıkan olumsuz davranışlarını yok etme teknikleri üzerine kurulmuş bir program. Yani davranışa eğiliyor ve davranışı ceza ve ödül teknikleriyle değiştirmeye çalışıyor. Davranışçı düşünce, felsefe olarak çocukların his dünyası, düşünce ve duygularıyla ilgilenmez. Bu çocuğun sıkıntıları neden, niçin ortaya çıkıyor, acaba birkaç aydır süren başka bir derdi mi var? Acaba bebeklik döneminde anne ve babaya bağlanmada bir problem mi yaşandı? Hangi problemleri, üzüntüleri ve korkuları öfke veya kırıp dökme olarak yansıtıyor? Bu konular hiç düşünülmeden, bu tür programlar ve altında yatan davranışçı felsefe içimize işler… İşler de, tarlasında fark ettiği birkaç ayrık otunun ucunu kesip rahatlayan, fakat bir hafta sonra hem aynı uçları tekrar görüp şaşıran hem de şimdi bütün tarlayı sarmış olan ve ürününü mahveden bu otlar karşısında çaresiz kalan acemi çiftçiye dönüşür anne-baba. Oysaki çağdaş çocuk eğitimi felsefesi, çocuk terbiyesi ve eğitimine, anne-baba ve çocukların doğum öncesi başlayan muhteşem bağıyla, sevgi ve şefkatle, doğal olarak, hissedilerek yaşanan huzurlu bir beraberlik olarak bakar. Bu beraberlikteki problemler, bir vücudun organlarının birbirinden etkilendiği gibi, herkesi etkiler ve herkesin işbirliğiyle, bir vücut olarak aşması gereken ortak dertlerdir. Dolayısıyla, çocuğumuzda görülen kızgınlık, tepki gibi davranışlar, esas problem değil, ancak başka bir problem olduğunu gösteren semptomlardır.
Alfie Kohn, cezanın çocukların ruhunda hem güven duygusunu azalttığını (“bunu yapmazsam bana her an birisi bir şey yapabilir”), ödüllerin de benmerkezciliğe itebileceğini (“bunu yaparsam benim için güzel bir şey yapılacak mı”) söyler. Dolayısıyla, düşünme odası gibi, ceza ve ödüller gibi muameleler çocuğun ruhunu zedeliyor, kalbini katılaştırıyor ve onu ailenin saygın bir parçası olarak değil, ya problem kaynağı ya da kenara itilmiş olarak resmediyor. Bu şekilde aile ve çocuğu karşı karşıya getirdiği gibi, aynı zamanda aileyi çaresiz bırakıyor ve anne-baba olma olgusunu, uzmanların söz sahibi, çocuğun ise kobay olduğu ve ancak teknik ve stratejilerle yürütülecek bir deney olarak algılamaya zorluyor. Sonunda, reçete olarak sunulan kalıplar ve herkese uyar diye tavsiye edilen taktikler, çocuğa uygulanıyor ve kısa süreli alınabilen sonuçlar, anne-babanın keyfini yerine getirebiliyor. Fark edemediğimiz ise çocuğun iç dünyasında, anne ve babanın bir huzur kucağı, güven yuvası, şefkat kaynağı olma özelliğinin, çocuğumuzu kendimizden uzaklaştıran ve ona bize karşı içten içe kızgınlık, pişmanlık, küskünlük ve umutsuzluk aşılayan bu tekniklerle yerle bir olduğu ve ergenlikte ve ileriki yaşlarda ortaya çıkacak bir öfke sağanağının bizi şu an için sessizce, düşünme odasında beklemeye durduğudur.
Peki, biz nasıl yaklaşalım çocuklarımızda beliren ve bizi tedirgin eden hareketlere? Öncelikle anne ve babanın çocuğun bedensel, ruhi, zihni, sosyal ve duygusal gelişiminin her yaşta nasıl olduğunu bilmesi gerekir. Mesela, Erik Erikson, bebeklerin ilk 2 yılını anneye ve aileye çok sağlam bağlarla bağlanmaları gereken, temel atılan bir dönem olarak niteler ve 2 yaş dönemi yaşanan anneden ayrılığın ve inatçılık döneminin çocuğun karakterinin oluşması ve ilerideki zorluklara göğüs germesi için çok önemli olduğunu söyler. İkinci aşama, bakış açımızı değiştirmek. Amerika’da her çocuğun bireysel karakter özelliklerinin ve tavırlarının aile üzerinde nasıl etkili olduğunu araştıran Barry Brazelton, çocuk eğitiminin çocuk üzerinde genel teknikler uygulayarak davranışlarını değiştirmekten çok daha kompleks bir süreç olduğunu söyler. Böyle bakınca, herhangi bir problemle karşılaştığımızda, gelişim dönemlerinde olacak tipik sarsıntıların haricinde, “Çocuğumuzun ruhunun ve aklının rahatlaması için neye ihtiyacı var?”, “Hangi ailevi durumumuzdan etkileniyor?” gibi sorularla çocuğumuzu destekleyen ve kucaklayan bir anlayışa sahip olabiliriz. Artık “çocuğu eğitmek”, “çocuğu değiştirmek”, “çocuğun yaramazlığını bırakıp uslu bir çocuk olması”, esas amaç olmaktan çıkar bizim için.
Son olarak, okuyucu içinden gelen bu sese kulak verir mi: “Ne gereği vardı bu kadar düşüncenin ve bu yazının? Çok abartmışsın.” Fakat medyada sunulan örneklerin insanların hayatlarını şekillendirdiği araştırmalarca defalarca ortaya konulmuş durumda, bu konuda görülen örneklerin kurgu veya gerçek, video çekimi veya animasyon olması etkisinde bir farklılık oluşturmuyor, çünkü elenemeden hızlıca içeri alınan bu modellemeler beynin hayat kriterlerini belirlediği, bilinçaltı bölgelerinde çok etkili oluyor. Çocukların “yaramaz çocuk”, ailelerin “cahil ve beceriksiz” veya “fazla yumuşak” gösterildiği ve görünen problemleri çözmeye yönelik bu tür programlar yerine, güzel temeller inşa etmeye yönelik programları sabırsızlıkla bekliyorum.
*Dr., Indiana (Purdue) Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Departmanı
Zeynep IŞIK ERCAN / Zaman

19 Temmuz 2012 Perşembe

’KİMYASAL DETERJAN KADAR İNSAN SAĞLIĞINA ZARAR VEREN BİR MADDE YOKTUR’’

’KİMYASAL DETERJAN KADAR İNSAN SAĞLIĞINA ZARAR VEREN BİR MADDE YOKTUR’’




‘’ Evsel temizlik malzemeleri, kısırlığın yanı sıra nörolojik, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi rahatsızlıklara da yol açıyor. Çok kullanılan 15 bin kimyasal maddeden yaklaşık yüzde 75'inin henüz zehirli¬lik testi yapılmış değil. Ortalama bir evde bulunan 150'den fazla kimyasal madde alerji, doğum kusurları, kanser ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor. Bunun yanı sıra kişisel bakım ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerin 884'ü zehirli. Ayrıca 146'sı tümöre, 218'i üreme bozukluklarına, 314'ü biyolojik mutasyona, 376'sı deri ve göz tahrişine neden oluyor.
Zehirli kimyasal maddeler hayatımıza girdikçe, vücudumuzdaki yağ dokusunda biriken zehir seviyesi de artıyor. Biyobirikim çalışmaları, bazı zehirlerin yaşamımız boyunca vücudumuzda biriktiğini gösteriyor.’’

Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız

1-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir.
2-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı (6 ton) su ile durulamanız gerekir.
3-Banyoda: Şampuan- body jel kullanmışsanız (2 ton) su ile durulanmanız gerekir.

Küçük çocuğu olup ta boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik problemsiz büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır.

Rahim-meme ve prostat kanserinin, mide kanserinin en büyük tetikleyicisi deterjanlardır.
Nitekim 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir.
Bizim kullanmamamız belki çok bir şeyi değiştirmeyecek ama bizim bu hesabı verenlerin içerisinde olmamamız gerekmektedir. Temizliğin tabii yollarla yapılması gerektiğini sevdiklerimize tanıdıklarımıza bildirmek bir VAZİFEDİR-GÖREVDİR.”

Biz işte bunlar için illede doğal deterjan diyoruz ve temizlikten önce doğallığı savunuyoruz…

Biz size bizim deterjanımız harıka yıkayacak şöyle temiz olacak böyle parlayacak gibi bir vaatte bulunmuyoruz,,,
Hatta her lekeyi çıkaramayabiliceğini de söylüyoruz çünkü kimyasal olmayan bir deterjandan bunu beklemek bir lüks olur…
Önemli olan size zarar vermemesidir.Önceliğimiz budur.

Renklilerde küçük bir çay bar. Kadar kullanamanız yeterlidir.
Siyahlarda ölçüyü azaltmanızı,
Beyazlarda aynı ölçüye bir çay bar. Soda eklemnizi öneririz.

Umarız memnun kalırsınız…



Sipariş için buyrun,,,,

http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fannetubadannotlar.blogspot.com%2F2012%2F07%2Fdogal-camasr-makinesi-deterjan.html&h=NAQHZpSHcAQHpsOI-cqUrEzMiiRfuqakchTTocWnyrZ1tJg&enc=AZP_1AcStjgiZka1o2AY0O_PoUxh50JWFLKZNGizjTh1LchnqQKbmhZhq7L2jS7w5RcBMIuhznJiVgGLHxHUNXYb

15 Temmuz 2012 Pazar

Sivrisinekler İçin Doğal Çözümler


Sivrisinekler İçin Doğal Çözümler


Yazın kâbusu sinekler sıcakların artmasıyla kendilerini göstermeye başladılar. Bu durum büyükten küçüğe hemen hemen herkes için bir işkenceye dönüşebiliyor. Sinek vızıltılarıyla bölünen gece uyguları, sabaha cildinizde pek çok ısırıkla uyanmanız ve bitmeyen kaşıntılar..
Yazın henüz başındayken küçük kardeşim de sivrisineklerden nasibini aldı. Sonrasında oluşan kaşıntı ve yanma hissini ancak doğal ev yapımı sirkeyle geçirebildik. Sivrisineklerle başı dertte olan pek çok kişi duydukça bunun da kimyasal kullanmadan, bitkilerle doğal yollardan bir çözümü vardır diye düşündüm ve sizler için kolları sıvadım…
İşte hem evde kolaylıkla yapabileceğiniz hem de evinizin ve cildinizin güzel kokmasına yardımcı olacak pratik çözümler:
Sivrisinek kovucuları çeşitli şekillerde kullanmak mümkün. Odanızda yetiştireceğiniz bitkilerden tutun, cilde uygulayacağınız sıvı ve merhemlere kadar..
1. Öncelikle çay olarak kullanabileceğiniz bitkilerle başlayalım:
Çay: 200 ml’e 5gr aşağıda verilen bitkilerden (1 su bardağına 1 tatlı kaşığı). 5 dk. kaynatılır. Önce drog, sonra su eklenir. Ağzı kapalı şekilde 5-8dk bekletilir. Sonra süzüp içebilirsiniz.
Bitkilerden melisa, aynı sefa, biberiye ve lavanta çaylarını içerseniz sinekler bu bitkilerin kokularını sevmediğinden size yaklaşmazlar...
2. Uçucu yağlar:
Bunlar hem vücut losyonu hem de oda kokusu olarak (buhurdanlıkla) kullanabileceğiniz alternatiflerdir:
  • Limon yağı
  • Okaliptüs yağı
  • Tarçın yağı
  • Biberiye yağı
  • Melisa yağı
  • Sedir yağı
  • Nane yağı
  • Sardunya yağı
  • Lavanta yağı
  • Kekik yağı
  • Yenibahar yağı
En etkili ve kolay ulaşılabilir yağlardan biri de çörekotu yağıdır.
3. Spreyler:
Evde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz pratik çözümlerdir. Sprey şişenizin cam olması önemli noktalardan bir tanesidir. Cam Sprey şişesini sade pazardan temin edebilisiniz.
  • 15 damla Limon yağı
  • 15 damla Lavanta yağı
  • 15 damla Okaliptüs yağı
  • 15 damla Hint defnesi yağı
  • 2 kaşık susam yağı* veya jojoba yağı
Tüm malzemeleri cam sprey şişesine doldurun, uykudan önce veya akşam dışarı çıkarken istediğiniz bölgeye uygulayın.
*susam yağı güneş ışığının %40’nı engellediğinden güneş koruyucu olarak da kullanılabilmektedir.

Not: Bu karışımları birebir hazırlamak zorunluluğunuz yok. Tariflerde kendinize göre eklemeler çıkarmalar yapabilirsiniz Yağları emin olduğunuz yerlerden almanızı önemle tavsiye ederim. Sade Pazar’da satılan uçucu yağlara güvenebilirsiniz.
Bu tavsiyelere ek olarak evinizde hem güzel kokan hem de sivrisineklerin yaklaşmasını engelleyecek birkaç bitki önerebiliriz. Fesleğen,reyhan, ıtır bunlardan bazıları.Bu bitkileri evinizin bir köşesinde uygun saksılar içinde yetiştirebilirsiniz. Bu bitkileri büyük marketlerden, botanik bahçelerinden ve çiçekçilerden kolaylıkla temin edebilirsiniz.

Itır







Reyhan







 
           







kaynak:sade hayat




fesleğen

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Doğal çamaşır makinesi deterjanı yapıyorummmmm.....

Merhabalar efendim,

Başlıktada okuduğuz gibi artık kendi ürünüm olan DOĞAL ÇAMAŞIR MAKİNESİ DETERJANI mı sızlere sunuyorum.

Siyahlarda,beyazlarda,renklılerde bebeklerde ve kendinizde güvenle kullanabilirsiniz DOĞAL ÇAMAŞIR MAKİNESİ DETERJANI nı.

Peki ne mi kullandım;tabiii formülümün tamamını verecek değilim lakin sizinle bir kaç ipucu paylaşabilirim,,,

Doğal sabunlardan yaptığım ve yasemın,menekşe gibi aromatik çıçeklerle kokulandırdığım deterjanımı kendimde severek beğenerek kullanmakta olduğumu belırtmek ısterım.

Türkiyenin her yerine pet şişe içinde(cam şişenin kırılma ıhtimaline karşı) 5 lt lık ambalaj içinde göndermekteyim.

 5 lt lik sıvı DOĞAL ÇAMAŞIR MAKİNESİ DETERJANIMI n fiyatı sadece 17 lira.evet evet 17 lira....


Ayrıca anadolu pe. annelerine %10 indirim vardır
SİPARİŞLERİNİZ İÇİN:goparadays@hotmail.com a adresinizi maıl atmanız yeterlidir.

Serdar arık
Iban
TR55 0001 2009 6710 0001 0062 11
Halk bank Turhal şubesi hesabına da ücreti Eft yapabilirsiniz..

30 Mayıs 2012 Çarşamba

EVDE DOĞAL BULAŞIK MAKİNESİ DETERJANI YAPIMI


Merhabalar,

Artık evde DOĞAL BULAŞIK MAKİNESİ DETERJANI MIZIDA sizlere sunuyoruz....

Karbonat,sirke gibi doğal malzemeler kullandığımız DOĞAL BULAŞIK MAKİNESİ DETERJANIMIZ tamamen kendi formülümüz olup,kendi üretimimizdir.

Fiyat konusuna gelince yarım lt pet şişe içince sadece 10 liradır.

Ayrıntı için benimle irtibata geçebilirsizniz...


goparadays@hotmail.com